• Kuuchuu Buranko - 6



    Friends

    6. Hasta: Tsuda Yuuta (Lise öğrencisi)
    Rahatsızlık: Cep telefonu bağımlılığı

    Bu bölümdeki hastamızın rahatsızlığı cep telefonuna çok fazla bağımlı olması. Sürekli yeni mesaj gelip gelmediğini kontrol eden Yuuta bir uzvuymuş gibi gördüğü cep telefonu elinden alınınca sinir krizine girebiliyor. Derste, yolda, ailesiyle veya arkadaşlarıyla yemekteyken eli sürekli cep telefonunda. Telefonu kısa süreliğine tutamadığındaysa hemen yeni telefon alması için annesine çemkiriyor. Ciddi ve tehlikeli bir bağımlılık gibi görülebilir. Aslında Yuuta'nın mesajlaşma hastalığı var diyebiliriz. Üç dakikada bir gelen kutusunu kontrol edip suratını asmasından ve yeni mesaj gelince havalara uçmasından mesaja daha güdümlü olduğunu söyleyebiliriz.

    Cep telefonu iletişimin dünya üstündeki en popüler yolu oldu. Peki ya gerçekten iletiyor mu? Trapeze bu bölümde bir nebze olsun soruna parmak basıyor. Yuuta yapayalnız bir karakter gibi çizilmemiş. Onunla takılan arkadaşları var. İnsanlardan korkan veya çekinen biri de değil Yuuta ama bunların tam tersi kendine güvenen biri de değil. Bir bölüm içinde karakteri o kadar iyi geliştirdiler ki karaoke barda hoşlandığı kızı gördüğünde Yuuta'nın 2 metre öteden kısa mesaj atacağını zannettim. Fakat bu bölümde hoşuma gitmeyen nokta hastanın aniden rahatsızlığını kabullenmesi oldu. Kabullenmesi tamam, "benim böyle bir bağımlılığım var" dersin ve yapmaya devam edersin. Herhangi bir alışkanlığın, ki Yuuta'nın durumunda saplantıya dönüşen bir alışkanlığın o kadar çabuk bırakılabilmesi bana pek mantıklı gelmedi.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi