• Rainbow - 16



    Hidden

    Ne varsa yine Baremoto'da var. Çocuk gerektiğinde çok zekice planlar kurguluyor, gerektiğindeyse planları falan boşverip amacına ulaşmak için gururunu hiçe sayabiliyor. İlk bölümlerde iyice fitil eden bu karakterin geldiği nokta epey tatmin edici. Mario'nun bar çıkışı patakladığı adamı yenme fikrini, biraz değişim uygulayarak masaya getiren yine Baremoto oldu. En azından seride kafası çalışan bir adamın bulunması iyiye işaret. Aslında bu bölüm karakterleri tam anlamıyla detaylandırması ve her birine farklı manalar yüklemesiyle oldukça başarılıydı.

    Cabbage'ın hafif eblehliğinin yanında çok inatçı duruşu, Soldier'ın mahalle abisi ayaklarının yanında kafasını da kullanabilecek kadar gelişmiş olması, Turtle'ın çabuk parlayan bastı bacaklığı, Baremoto'nun kıvrak zekası, Mario'nun fazla kafayı çalıştıramasa da fazilet sahibi bir genç oluşu gibi detaylar sık sık vurgulandı. Jou'nun yakışıklılığı hariç ne gibi bir özelliği olduğunu henüz kavrayamadım ama umarım onu da geliştirmek için zaman ayırırlar. Kardeşiyle ilişkisini düzelttiğini görmeyi çok isterim.

    Tabii Rainbow ilk bölümlerde gaza gelip naralar attığım kadar sapasağlam bir seri değil. Konuyu ilerleten bazı ayrıntılar tesadüfe çok yakın seyrediyor. Baremoto'nun babasıyla başsavcının askerlik arkadaşı olmaları bana biraz zorlama gibi göründü. Akabinde kızın bir anda kararını değiştirip bizimkilere yardım etmesi zorlama demeyelim am eğreti gelmedi mi? Yıllarca içinde sakladığı sırrını sırf süper dostları var diye Mario'ya yardım etmek için açıklaması... Bilemiyorum, Hollywood vari bir çabaydı sanki.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi