• Rainbow - 12-13



    Promise

    Bir noktada lastik patlatacakları belliydi. Hele geçen bölümdeki kanlı çarpışmadan sonra Sakuragi'nin nasıl hayatta kalacağını merak ediyordum. Bölümün hemen başında bu soruya cevap alacağımızı ise hiç beklemiyordum. MADHOUSE'un bu kadar cesur davranması çok enteresan. Seriyi tamamen farklı bir rotaya sokmak için belki de gerekli bir hamle uygulandı. Gerçi benim 1 hafta önce yanlış yazıp bu hafta biteceğini söylediğim serinin -en az- 26 bölüm süreceği açıklandıktan sonra karakterlerimize yeni bir movitavsyon kaynağı gerekiyordu. Bundan sonraki bölümlerde tam bir kan davası izleyeceğiz gibi görünüyor.

    Çocuklar nihayet ıslahevinden kurtuldular. Artık hepsi özgürlüklerinin tadını çıkarma niyetindeler ama önce halletmeleri gereken bir iş var: Sasaki ve Ishihara'ya yaptıklarının bedelini ödetmek. Mario tek başına Ishihara'nın peşine düşerken kalanlarsa belediye başkanlığına aday olan Sasaki'nin yolunu kesiyorlar. Böylece seri iyiden iyiye Sleepers'a doğru kayıyor. Bazı temel karakterler Rainbow'da olmasa da "birçok oğlan ve tek kız" ile "hasta gardiyan" parametreleri şimdilik yerli yerinde.

    Recollect

    13. bölüm tekrar olduğu için onu da ayrıyeten yazmak istemedim. Mario'nun dış sesiyle şimdiye kadarki 12 bölümü özetleyen ve izlememiş olanlar için 3 aylık süreci paketleyen, bildiğimiz recap bölümlerden biriydi. Haftaya gelecek bölümün adını öğrenmiş oldum en azından: "Revenge". Meraklandırıcı, değil mi?

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi