• Sarai-ya Goyou - 10



    Dirty Stray Cat

    Bu kadar ağır tempolu bir serinin bu kadar yoğun bir gerilim yaşatabilmesine ne demeli? Yagi'nin Masa'yı resmen kafalayıp Yaichi'nin kim olduğunu öğrenme çabaları, Masa'nın kendini zayıf gösterme uğraşları ve üstüne söylediği yalanın anlaşılması... Konudan ziyade sürekli ön planda tutulan karakterlerle o kadar bütünleştim ki şimdi hiçbirinin başına bir şey gelmesin diye istim üstünde izliyorum. Hem Yaichi'nin eski çetesinden Jin'in geri dönmesi hem de Yagi'nin sürekli Masa'yı sıkıştırması nefis bir gerilim yarattı. Üstüne Masa'nın -hem de- gerçeği bilmeden Yaichi'nin doğum lekesi hakkında yalan söylediğini Yagi'nin anlaması tuz biber ekti.

    Yaichi'nin yani eski ismiyle Seinoshin'in öldüğünü düşünen Yagi neden bu adamın peşinde henüz bilmiyorum. Belki Five Leaves çetesinin lideri olduğunu öğrendiğinden eski polislik günlerine geri dönmek istiyordur ya da belki eskiden tanıdığı bu gence yardım elini uzatmak istiyordur. Son iki bölümde Jin belasından Yaichi'nin kurtulup kurtulamayacağını da Yagi'nin çabaları belirleyecek sanırım. Bu arada Otake'nin geçmişine de nihayet yer verilmesi hoşuma gitti. Yaichi bu hanımı da genelevden kurtarmış ve görünen o ki Five Leaves'teki istisnasız herkes Yaichi'ye bir şekilde borçlarını ödemeye çalışıyor.

    Gelecek bölüm Jin'in etrafında şekillenecek. Yarım kalan bir hesaplaşmanın peşinde Edo'ya gelen bu adamın neden Yaichi'yi aradığı herhalde netliğe kavuşacaktır. Müthiş ağır bir tempoda ilerleyen seriyi artık azimli bir kaplumbağaya benzetiyorum. Hedefini ve ona nasıl ulaşacağını en başından beri bilen ve bu yolda hiçbir yanlış yapmayan seri istikrarını koruyarak finaline ulaşıyor. Bir ronin gördüğümüz andan beri hiç değilse bir tane kılıç dövüşü bekleyen beni hayal kırıklığına uğratacak ama izleyiciye oynayacak kadar yavanlaşmayacağını da bir kez daha ispat edecek.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi