• Angel Beats - 12



    Knockin' on Heaven's Door

    2 hafta önce yaratılan yeni sorun, yani yok edilince 1 ve 0'lara dönüşen karaltıların kaynağı bulundu. Matrix'ten ne kadar feyz aldılar bilmiyorum ama Yuri her tarafı bilgisayarlarla dolu odaya girip karşısında salt karizma birini bulunca aklıma Neo'nun Mimar'ın karşısına çıktığı sahne geldi. En nihayetinde çocukların bulundukları dünyayı kimin neden tasarladığını öğrenmiş olduk ki final de muhtemelen o kişiyi bulma çabalarıyla geçecektir. O kişinin de tanıdık bir karakter çıkacağına inancım yüksek.

    Tüm programı tasarlayan kişinin kendini NPC olarak ataması ve tek geri dönme ihtimalini de sevdiği kişinin onu yeniden bulmasına bağlama fikri acayip hoşuma gitti. Son bölümde bu gizemi de çözerlerse çok iyi bir açılışla bir anda doludizgin düşüşe geçmiş ve son bölümlerde toparlanmaya başlayan seri hak ettiği tarzda bir kapanışa erişecektir. Aşk temasının kullanılması fena halde klişeymiş gibi görünse de bilgisayar programlarını bozabilecek yegane öğe gibi duruyor. Her şeyin mükemmel dizayn edildiği bir yazılımda onu bozabilecek tek unsur hiçbir şekilde kodlanamayan aşk duygusu olsa gerek.

    "Potansiyel" kelimesi bence Angel Beats! için en doğru kavram. O iştah kabartan ilk bölümü izledikten sonra herkesin beklentileri yükselmişti. Daha sonra fevkalade fuzuli bölümlerle zaman kaybedildi. Son 3-4 bölümdürse tekrar atağa geçen bir seri izliyoruz. Acele ediliyormuş hissini bu bölümlerde alıyoruz ama içi bomboş bir seriyi izlemektense aceleye getirilmiş güzel fikirleri izlemeyi yeğlerim. Yine de keşke bu seri için 26 bölümlük bir anlaşma yapılabilseydi de karakterlerin hepsini detaylıca tanıyabilseydik.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi