• Arakawa Under the Bridge - 12



    12 Bridge

    Bugünden itibaren 7 gün içinde Angel Beats, Arakawa ve Durarara kapanış yapacaklar. Ondan sonraki 7 gün içindeyse Fullmetal, House of Five Leaves ve Rainbow sonlanacaklar. Yaz sezonu için açıklanan serilerden en çok 2 tanesi kafama yattığı için bu blog azıcık kuraklaşacak. O dönemi biraz film, biraz da eski serileri, *sizlerin talep edeceklerini* izleyerek geçireceğim. Muhtemelen de son 2 aydaki tempomdan epey uzaklaşacağım. Sektörün bu kadar inişli-çıkışlı bir grafik izlemesine de başka bir zaman değinirim.

    Bölüme geçelim. Sonchou o kadar bölüm sonra nihayet işine geldiğinde aklını başına devşirebileceğini kanıtladı. Nehir kenarına yapılacak inşaatı tek başına sonlandırdı. Üstelik bir bakanın odasına girip etrafa ayar verebilecek kadar da nüfuz sahibi olduğunu gösterdi. Adama seri başından beri Mayor diye hitap ediliyor fakat herhalde nehrin haricindeki dünyada belediye başkanlığından çok daha yukarıda bir statüye sahipti. Rec'in babasının bakanlık odasına savurduğu tehditlere rağmen son sözü Sonchou söyledi ve köprü altı sakinleri evlerinden koparılmamış oldular.

    Ichinomiya Seki'nin iyice tepesi atınca olay mahallini bizzat görmeye gitti ve ilk bölümde Rec'in başına gelenlerin aynılarını tek tek kendi de tecrübe etmek zorunda kaldı. Bu esnada Rec de nehir sakinlerinin maskarası olmaya devam ediyordu. Nino dilekte bulunsun diye Maria tarafından sayısız kez köprüden aşağı atıldı. Tüm bu eziyet bölüm sonunda meyvesini verdi ve Rec babasını arama cesaretini kendinde buldu. Serinin en romantik anları da o sahnelerde yaşandı.

    Bu serinin de ilk yarısı bana ayarsız komedi sundu. İkinci yarıda tempo biraz düşse de mizah elden geldiği kadar korunmaya çalışıldı. İşin içine biraz felsefe, buruk drama girince seri ciddileşir gibi oldu ama bir şekilde toparlandı. Nisan ayında başlayan serilerin pek çoğu bomba gibi açılışlar yapsalar da içlerinden en az düşüşü yaşayan Arakawa oldu.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi