• Arakawa Under the Bridge - 10





    10 Bridge


    Anlaşılan o ki her sene köprü altı halkı bir yangın tatbikatı düzenlermiş. Rec'in bu gelenekle tanışıklığı bu seneki tatbikatın (ve muhtemelen öncekilerin de) başında bulunan Sister'ın otları ateşe vermesiyle gerçekleşiyor. İşin ironik yanı şu: Şimdiye kadar bir tatbikatı ciddiye alan kaç kişi gördük ki? Herkes bunun bir tatbikat olduğunu bilip sürüye üstünkörü ayak uydurur. Sister ise disiplinli ve hayli çarpık karakterinin doğası gereği gerçek bir ateşle ortalığı yakıp kavuruyor. Bu serinin de vereceği mesaj sanırım daha güzel saklanamazdı.

    Bölümün uzunca bir kısmı çok az bildiğimiz Mayor'a ayrılmış. Sister'ın en saygı duyduğu kişi olan Mayor ezberlediğimiz üzere bir kappa kostümü giyen ama buna rağmen kendisini kappa gibi gören "sıradan" bir köprü altı vatandaşı. Herkesin ona gösterdiği itimat Rec'in bir kez daha küçük dilini yutmasına yetiyor. Yani bu seride en düşük zeka seviyesine sahip olduğu su götürmeyecek kadar bariz gözüken Mayor Rec hariç herkes tarafından da en saygı duyulan karakter. Zıtlıkların ve mübalağanın önemli bir yer tuttuğu seri için böylesi bir durum çok da anormal değil.

    Rec'in babası köprünün altındaki araziyi alıp bir de kontrol ettirmek için eleman yollayınca Rec iyice telaşa kapılıyor. O anlarda Mayor'un manasız hareketlerini görünce bu adama ilk şamarı kimin indireceğini merak ediyorum. Elbette böyle bir şey gerçekleşmeyecek ama keşke olsa ya... Gönderilen elemanı Maria hizaya bir şekilde sokarken kahramanlarımızdan sadece Nino bu satışa ayak diriyor. Rec bu güzelim hatuna artık iyiden iyiye tutulmuş olsa gerek.

    Birkaç bölümdür açılışlarda inceden felsefe yapılıyor. Her ne kadar dramatik bir hava katsa da fena olmuyor hani. Seriyi yavanlaştırmayan, basitleşmeden anlatılan güzel fikirler sunuluyor. Bu bölümdeki çamur-dilek fikri gibi.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi