• Angel Beats - 10





    Change the World


    Sürekli şikayet ettiğim cırtlak hatun Yui'ye ayrılmış bir bölümle karşımıza geldiler. Bu haftanın olayı finale sadece 1 ay kala akıllara gelen kurtarma operasyonunun başlamasıydı. O kadar çok karakter varken ve bunların hepsinin kurtulamayacağı belliyken neden böyle bir yola girildiğini anlamak zor. Gerçi bu seriyle ilgili birçok şeyi idrak edebilmek güç, kabullenip ilerlemek lazım. Hele bölümün kapanışında çıtlatılan sürpriz işleri iyice karıştıracağa benzerken kendi yoluna taş koyan bir seri görüntüsü veriliyor.

    Çok da suçlamamak gerek aslında. Eser sahibi Maeda Jun'un röportajında bahsettiği isteğini seride bariz şekilde görüyoruz. 6 aylık bir süre koparabilselerdi muhtemelen bu seri çok daha farklı ve saygın bir yerde konumlandırabilirdi kendini. Jun'un çok doldurmak istediği konu şimdiki haliyle hafif bir komedi ve ağır olmayı deneyen bir dramın önüne geçemiyor. Bir ya da iki bölümde o dram gerçekten tutarlı bir yapı kazanabildi ama geri kalan haftalarda cinsellik içermeyen bir ecchiden öteye gidilemedi. Belki OVA çıkarmak için bir yerlerden para koparırlarsa Angel Beats akıllarda kalacağı şu anki "zaman kaybı" statüsünden "izlesen de olur izlemesen de" sınıfına atlayabilir. Potansiyelindeki "bir şans vermelisin" ışığınıysa ancak alabilenlere yansıtabilir.

    Yui'nin ölüm öncesi hayatında yatalak olduğunu öğrenince seriyle ilgili bir başka şeyi düşündüm. Bu çocukların hepsi ölmüş değil de düşler aleminde ya da bir oyunun içinde olsalar ya? Hayatları boyunca ulaşmak istediklerini yapabilmeleri için sınırsız şans tanınan, her öldüklerinde baştan başlayacak hakları olan, görevlerini bitirdiklerinde çıkabilecekleri bir oyunda mücadele etseler fena mı olur? Belki de Jun'un kafasında da böyle bir fikir vardır. Kim bilir...

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi