• Rainbow - 1





    After the Rain


    Bayanlar ve baylar! Sezonun bombası patladı!

    Hiç şüphem yok. Rainbow sezonun hatta senenin en iyisi olmaya daha ilk bölümüyle aday. "Hiçbir kitabı kapağına bakıp yargılama" denir fakat böyle bir kapağa sahip kitabın içindekileri tahmin bile etmeye çalışmak beni heyecanlandırıyor. OP'den tutun bölümün son dakikasına kadar oluşturulmuş kasvetli ve kapkara atmosfer serinin sonuna kadar sürecekmiş hissiyatı veriyor. Nihayet karanlık temaları konu edinen bir seri, üstelik bu kadar bereketli Nisan sezonunda!

    Islahevleri/hapishaneler görsel sanatlarda anlatıma her zaman bir parça avantaj katan mecralar. Nedeni de çok basit: İzleyicilerin büyük bir çoğunluğu için gizemli mekânlar. Bize ne kadar anlatılsa da bir cezaevinin içine kaçımız girmiş, kaçımız orada bulunmuşuzdur ki? Shawshank Redemption'lar, OZ'lar, Prison Break'ler ve şimdi aklıma gelmeyen sayısız yapımda özgürlükleri ellerinden alınmış karakterleri çevreleyen bu mekanlar sinematografide başrolü üstlenmişlerdir. Rainbow da 1955 Japonya'sında ıslahevindeki 7 çocuğun hikayesini anlatıyor. Birçok kereler izleyip hala beğendiğim Sleepers'a çok benzer bir şekilde.

    17 yaşlarındaki 6 gencin ıslahevine nakliyesini ve hücrelerinde tanıştıkları Sakuragi ile geçirdikleri ilk dakikaları anlatan bölüm kapkaranlık başlayan atmosferini sonuna kadar devam ettiriyor. Daha otobüsle götürülürlerken halkın onlara nefret dolu tepkisi, gardiyanın baştan sona uyguladığı vahşet ve muayene sırasındaki sübyancı doktor gibi çok ağır motifleri konusuna yediriyor. Sanki ilk bölüm bizi uyarıyor: Bu seri çok sert! Hafife almaya niyetimiz yoktu zaten ama o muayene sahnesi midemi kaldırmaya yetti de arttı. Ardından hücrede çekilen falaka da hepsinin üstüne tuz biber ekti.

    7 renkli gökkuşağını isim edinerek hikayesini anlatacak Rainbow daha şimdiden ciddi bir tavıra büründü. Anlatılan karakterlerin reşit olmayışları hayvan oğlu hayvan gardiyan ile sapık doktorun bulunduğu ıslahevinde yaşanacaklarla ve muhtemelen yeni eklenecek karakterlerin de çarpık yaşamlarıyla birleşince ortaya basbayağı yetişkinlere özel bir seri çıkacaktır. Kadro aslında klişe şekilde sınıflandırılmış (yakışıklı, iri yarı, cücemsi, gözlüklü, boksör, asi, asker), yani tüm karakterler belli görevler için biçilmiş olsalar da her birinin geçmişleri anlatılıp uygun bölümlerle birleştirilirse ortaya gerçekten de gökkuşağı gibi ender görünen güzellikte bir seri çıkabilir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi