• Angel Beats - 3





    My Song


    Angel Beats çok tuhaf bir seri. Arakawa Under the Bridge hoşluğunda bir tuhaflık değil ama bu bahsettiğim, makarnanın üstüne hardal dökecek kadar (denemek lazım aslında...) abuk işler yapan birinin tuhaflığında. Ölüm sonrası hayatı anlatıyor ve kaderlerine, yani Tanrı'ya isyan etmiş karakterleri başrollere koyuyorken anlatımında gerçekten çok fuzuli muhabbetler barındırabiliyor. Hiçbir bölümü filler olmasa da "ne bu şimdi" diye ekrana boş boş baktıran filler anları bulunuyor. Şu Nisan sezonundaki heybetli projelerin yanında sağlam bir yer edinebilecekken kendi kendine tökezlemeyi seçiyor. Bölümlerin içindeki güdük bazı birkaç dakikayı çıkardığımızda önceki yaşam flashbackleri sayesinde hikayesini güçlendirmeyi de biliyor. Galiba şimdilik gözüme çarpan tek kusuru kurgusu. Çok daha iyi ve sonuç odaklı olabilirdi ama buna da şükür.

    Melek'e yapılacak bir başka saldırı için karargahta toplanan SSS üyeleri aralarına katılan yeni karakter "Christ"ın üstün bilgisayar tekniklerine güvenerek Melek'in odasına dalmaya karar veriyorlar. Bu operasyonların üstüne fazla düşülmemiş gibi sanki. Şimdiye kadar 2 operasyon gördük ama SSS mensupları kendilerinin de belirttiği üzere biraz aptallar. Dolayısıyla "hadi yallah" mantığıyla Melek'e saldırıp aynen duvara tosluyorlar. Seri çok özgün konusunu bu kadar mal karakterlere niye yaslamış ben anlamıyorum. Karakterler bile anlamadıklarından attıkları her adım zaman geçirmeye yönelik oluyor.

    Melek'i oyalama görevi için geçen bölümde de önemli bir rol üstlenen Girls Dead Monster (GirlsDeMo) isimli grubun vokalisti Iwasawa bu bölümün başrolünü üstleniyor. Onun da önceki hayatını ve yaşadığı ağır dramayı kendi ağzından dinlemek seri hakkında bazı teoriler geliştirmemize olanak tanıyor. Öyle görünüyor ki her biri kaderin sillesini yemiş bu gençler Tanrı'ya ve kaderlerine yaşarken açamadıkları isyan bayrağını ölüyken sallıyorlar. Otonashi'nin henüz hafızasına kavuşmamış olması SSS'in her faaliyetine burun kıvıran bu gencin de ileride neler yapabileceğini gösteriyor.

    Seri kör topal ilerliyor bir şekilde. En azından bu güzel. Renk paleti ve saçma anlarıyla CANAAN'a benzese de her bölümünde farklı bir karakterin dramını aktarmaya özen göstermesi ve 2 bölümdür çalınan harikulade müzikleriyle elbette ki bir adım öne çıkmayı başarıyor. Bir de şu kurguyla çocuksu ifadelerin ve konuşmaların cereyan ettiği sahneleri tamamen makaslasalar belki underrated bir seri olmaktan da kurtulacak.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi