• Sora No Oto - 9





    A Typhoon Passes - Illusion and Reality


    Geriye 3 hafta kalmışken sıfıra yakın seviyede geliştirilmiş Kureha'yı ön plana taşıyan bölüm umarım ve dilerim karakter gelişimine önem veren son bölümdü. Kendisi gibi yetim kalmış Seiya'yı kurtardıktan sonra taparcasına sevdiği Claus ile fırtınada mahsur kalan Kureha, başbaşa oldukları zamanda bazı gerçeklere aydı ve Claus'un aslında düşündüğü kişi olmadığını da gördü. Bu bize ne getirdi? Kureha'nın hayallere gerçeklerden daha sıcak baktığını. Bunun haricinde hiçbir şey getirmedi.

    Rio'nun ise heyheyleri üstündeydi. Çoğu seride/filmde/dizide benim de içimden geçirdiğimi yüksek sesle tekrarladı: "Böyle zamanlarda çocukları kilitleyeceksin bir odaya!" Herhangi bir görselde illa ki sorun yaratan bir çocuk bulunması, o çocuğun doğurduğu sorunu çözmek isteyen yetişkinlerin çözdükten sonra kendilerinin o soruna batmaları... "İki tane patlat suratına, tut kolundan götür sonra." Rio buna yakın konuştu. Şu taktiği uygulayan metanetli bir yapım görecek miyiz acaba? Zamanı doldurmak için "çocuğun yarattığı sorun" taktiği gayet uygulanıyor, bir de tersini gerçekleştirecek bir yapım gelse de kalan zamanı nasıl dolduracağını görsek. Özellikle animelerde bu taktiği çok ucuz buluyorum. Filler olduğunu gizlemeye çalışan birkaç dakikalık doldurma gibi geliyor.

    Kalan 3 bölümde olağanüstü şeyler yapabilir ve bunları da "yutturabilirse" (çünkü ancak yutturarak başarılı olabilecek kadar az zaman kaldı) o zaman seri başta vadettiği potansiyeli yansıtabilmiş olacak. Belki ikinci sezonu veya OVAları gelecektir ama bu haliyle birkaç bölüm önce içimize kurt düşüren metaforları, gizemleri, bulmacaları heba etmiş olacak. Yazık edecek...

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi