• Durarara!! - 12





    Being and Non-Being Mutually Exist


    Geçen haftanın zirve yapan bölümünden sonra tempoda bir düşüş normal karşılanmalı. Üstelik bu haftaki bölümün geçen hafta kaldığımız yerden devam etmesi de önemli bir artı olarak görülmeli. Seiji'nin Mikado'ya yaptığı hamlede kalmıştık, aynen o noktadan devam eden bölüm tempoyu düşürme konusunda haddinden fazla diyaloğa yer verse de temel konuyu ilerletmeye çalışmasıyla serinin genel duruşuna değer katıyor.

    Mika Harima'nın taşıdığı kafa Selty'ninkini değilmiş. İsabet oldu. Bu bölümden itibaren tam bir gerzek olarak göreceğim bu kızın geçmişini izlerken kız ve Seiji hakkında birtakım önemli detayları da öğrendik. Mika'nın Seiji'ye aşkı o kadar kuvvetli ki kafasını duvara mıhlayan adamı hâlâ deliler gibi seviyor. Eh... Ne?! Mikado durumu algılamaya çalışırken söyledikleriyle bizim sesimizi de yansıtıyor ve genelgeçer bir mantığa oturtmaya çalışıyordu. Ben böyle bir aşkı yemiyorum lakin bu karakterlerin çok kilit bir rol üstleneceklerini zannetmediğimden seriye büyük bir dezavantaj yaratacaklarını sanmıyorum.

    Selty'nin gerçekleri öğrenmesi ve Shinra'ya haddini bildirmesiniyse "yedim". İşte o aşk o kadar da mantıksız gelmiyor bana. Gerçi şimdi düşününce hangi aşk mantıklı gelebilir ki? Hepsinin kendi karakteristiği olduğuna göre her birini ayrı ayrı değerlendirmek... hatta sadece kabullenmek gerekli galiba. Yine de Shinra'nın Selty'i kaybetme korkusuyla verdiği karar bana afiyetle yenilir yutulur cinsten geldi. Selty'nin tüm o sert tartışmadan sonra telefona yazdıklarıysa beni gülümsetti. Böyle tepkileri seviyorum.

    Izaya'nın bu serideki rolü de enikonu ortaya çıktı. Mitolojik bir kahraman olan Selty'e efsanelerde geçen savaşı verecekmiş gibi görünüyor. O her ne kadar "kanatlarını vermek istiyorum" dese de Selty'nin başının uyanması için kendini savaşta hissetmesi lazım. Eğer bir karmaşa çıkarılacaksa bunu Izaya'dan başkasının yapamayacağı aşikar. Ne tam kötü ne tam iyi diyemediğim Izaya yarısına geldiğimiz serinin rotasını çizecek.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi