• Cobra The Animation - 9




    Black Bullet!

    Cobra’nın amacını gerçekleştirmek için ne kadar tehlikeli de olsa gözünü kırpmadan her türlü yarışa girdiğini ilk seriyi izleyenler bilir. O seride kah beyzbol oyuncusu olmuştu kah ta güreşçi. Benim için en keyifli bölümlerde o bölümlerdi. Genelde yeniliyormuş gibi yapıp amacına ulaştıktan sonra rakiplerini hallaç pamuğu gibi atmakta üstüne yoktur. Daha önceki bölümlerde Cobra’yı sokak dövüşçüsü olarak görmüştük. Orada da aynı taktiği izleyip seyir zevkimizi ikiye katlamıştı. Sanırım izleyiciler olarak ana karakterimizin geriden gelip bir şeyleri değiştirmesini baştan sona üstün olmasından daha çok seviyoruz.

    Cobra’yı bu bölümde büyük bir soygun yapmak için bir uzay yarışçısı kılığında gördük. Yarış bölümü hikayeye giriş olarak düşünüldüğünde uzun ve detaylı değildi. Gene de o kısa sürede aldığım haz bölümün kalan süresindekinden daha fazlaydı. Hikayeye gelince Cobra yarış sırasında bu bölümün ana dişi karakteri olacak olan Pamela ile tanışır. Pamela ile baş başa romantik bir gecenin ortasındayken Pamela Cobra’da Kara Kurşun’u durdurmasını ister ve gittiği bayanlar tuvaletinden bir anda ortadan kaybolur. Cobra bunun üzerine Kara Kurşun’un peşine düşer. Kara Kurşun modifiye edilmiş bir motosikleti kullanan, her yeri delip geçen hatta yıkıp, yakan arıza bir sürücüdür. Cobra, Kara Kurşun hakkında ki gerçekleri öğrenince Pamela’yı kurtarmak acı bir karara varmak zorunda kalır.

    Diğer bölümlere nazaran dram yönü daha ağır basan bir bölüm izledik. Bu bölüm için ortalamanın biraz üstünde değerlendirmesini yapabilirim. İş Cobra’ya gelince olumsuz bir değerlendirme yapmak zor benim için.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi