• Sora No Oto - 6





    Kanata's Day Off - Hairdressing

    Bu serinin animasyonu, detaylara verdiği önem bir harika. Fakat animasyondan daha da iyi kıvırdığı bir iş var ki o da kurgusu, anlatım yeteneği. Bölümün başında iznini kullanıp dört arkadaşını terk eden Kanata'yı bölümün ikinci yarısında izliyoruz. İlk yarıdaysa Rio, Filicia, Noel ve Kureha'nın şovu var. Kurgunun devreye girmesiyse bölümün her iki yarısının da birbirinden beslendiği anlar oluyor. İlk yarıyı izledikten sonra ikinci yarıdaki detayları kavrayabildiğimiz gibi ilk yarıda tam yerine oturmayan taşları da ikinci yarıdaki detaylarda sağlamlaştırabiliyoruz. Durarara ve Sora No Oto'nun son bölümleri hoş bir benzerlik taşıyor. Her ikisi de bölümdeki hikayeyi serpiştirip daha sonra topluyor ama Sora No Oto her iki yarıyı da birbirine pamuk ipliğiyle bağlamayı başardığı için bana göre bir adım öne çıkıyor.

    Tabii bu pamuk ipliği "Karma" teorisini kolaylıkla akıllara getiriyor. Küçük kız Mishio'nun savaşta kaybettiği babası ve savaş sonrası kaybettiği annesiyle de serinin şimdiki zamanını etkileyen geçmişe ufaktan girizgah yapıldığını düşünüyorum. Mishio'nun annesinin gösterdiği semptomlarla nükleer savaş dokundurması da gayet yerindeydi. Seri bir noktadan feci şekilde aksiyona kayacakmış hissiyatı veriyor, umarım karakterlerimizden herhangi birinin başına elim bir durum gelmez.

    Bu arada bölümün başındaki aksiyon, kara filmlerden çıkmış mafya hesaplaşmalarına benzemekteydi ve harikuladeydi. Aynı şekilde bölüm sonunda Mishio ile ilgili yaşanan dram da öyle. Arabeske vardırmadan beni duygulandırmayı başardı. Sora No Woto'nun şimdilerde izlediğimiz eğlencelik bölümlerinin yerini ileride çok depresif, karamsar bölümler de alabilir. Fırtına öncesi sessizliği yaşıyor ve bunun tadını çıkarıyor gibiyiz.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi