• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 43





    The Ant's Bite

    Yine Ed'in görünmediği, eksikliğinin de hiç çekilmediği bir bölümdü. Bölümün zaten ilk yarısında serinin dönüm noktalarından birini daha yaşadığımızdan geri kalan sürede oyalanmakta bir zarar görülmedi. Chang May'ın hayli uzun tutulmuş hüzünlü vedası ile Scar'ın ayakçısı olmanın dışında süper fuzuli bir yan karakter olan Yoki'nin Envy ile yaşadığı sahne bana göre bölümün en gereksiz anlarıydı ve fazlaca zaman yediler.

    Envy'i kaybettik. En azından ikinci bir habere ya da Chang May'in elinden kurtulana dek bir daha göremeyeceğiz. Doktor Marcoh'nun muhteşem taktiği ve geçen bölümde "lan?!" diye bizi şüphelendiren chimeranın çift taraflı oyunuyla tuzağa düşen Envy ilk başta daha önce gördüğümüz haline bürünüp yenilemez bir kıvama gelse de Marcoh'nun kabiliyetlerine yenik düştü ve bundan sonraki yaşamını kavanozun içindeki kurtçuk olarak sürdürmeye mahkum edildi. Bölümün ilk yarısını parselleyen Envy vs. Bizimkiler kapışmasından sonra geri kalan sürede bölüm nadasa yattı ve diyalogların kalabalıklığıyla tempoyu iyice düşürdü. Yine de normal final heyecanlandırıcı, ED sonrası finalse merak vericiydi.

    Olivier'nin, abisi Alex Louis Armstrong ile olan muhabbeti harikaydı. Cüsselerin ters orantıyla vücuda büründüğü karakterlerin abi-kardeş olduklarına insanın inanası gelmiyor. Gerçi kimin Alex Louis gibi bir abisi olur o da muamma. Mamafih Führer'in kadrosuna kapağı atmaya çalışan Olivier'i bölüm sonunda bekleyen sürpriz serinin geleceği hakkında da bir ipucu verdi: Kötülerin ordusu hazır. Briggs'teki savaşta verilen zaiyatlar da bu orduya felsefe taşı olarak dönecektir. Patır patır giden Homunculusların yerlerine gelecek yenilerin hazırda bekliyor oluşları endişe verici. Gelecek bölümle birlikte sonun başlangıcı ilan edilecekmiş gibi hissediyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi