• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 44





    A Full Recovery


    Beklenenin aksine çok da hareketli bir bölüm değildi. Ed'in geri geldiğini ve saykoya bağladığına görmek güzeldi. Al'ın Hohenheim ile karşılaşması da zekice düşünülmüştü. Al yerine Ed karşılaşsaydı muhtemelen bir sürü "Senden iğreniyorum vs. Haklısın" diyaloğu izleyecektik. Abisinin aksine Al daha ılımlı ve politik bir yaklaşım sergileyip babasına güvendiğini ve babasının da kendisine güvenebileceğini ispatladı. Bu sayede kardeşlerden biri babasının hep gizem içinde kalmış geçmişini detaylarıyla öğrenebildi.

    Winry'nin küvet sahneleri de tam bir "fan service" gösterisiydi. "Ha göründü, ha görünecek" diye kızcağızın bilimum organlarını teşhir etme(me)nin bu serideki manasını ben çözemedim. FMA: Brotherhood ilk seriye nazaran hayli yetişkinlere yönelik bir seriyken böyle ufak kurnazlıkların gerçekten de hiç lüzumu yok. Ecchi içerikler bu serinin hiçbir yerine kaynak yapmamalı.

    Ling'in dönmesine de çok sevindim. Son bölümler hep bir Homunculus'un defterini düren türden oluyor ama bu sefer Greed tamamen saf dışı bırakıldı diyemeyiz. Yine de Ling'in başkaldırması gelecek için umut vadediyor. Hele ki ED sonrası Führer'e dalması sadece Ling'in değil aynı zamanda eski hesabı kapamak isteyen Greed'in de geri dönüşünü müjdeliyor. Bu ikilini dövüşünden bir galip çıkar mı bilinmez ama Führer'i bu kadar erkenden harcayacaklarını zannetmiyorum. Ed'in Al'ı ve Hohenheim'ı bulmasıyla sanıyorum ki son dönemece girmiş olacağız, daha önümüzde 19 bölüm varmış gibi görünüyorsa bile...

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi