• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 41





    Hell


    Geçen haftaki yılın en iyi FMA bölümünden sonra tempoyu biraz düşürmelerini bekliyordum fakat yine yanıldım. İlk yarısı gayet dingin hatta sıkkın geçen bölümün ikinci yarısında müthiş bir manevra yapıldı ve belki de en dramatik sahnelerden biri yaşandı. Bir başkarakterin böylesi bir duruma sokulması her serinin harcı değil. Sonuçta FMA shounen bir seri ve izleyiciler kahramanlarının sürekli galip gelmelerini istiyorlar. Lakin FMA: Brotherhood gerçekçi olabilmek adına tüm risklerin altına girmeye dünden razı bir seri. Bu risklerin üstesinden de hakkıyla gelmeyi biliyor.

    Miles ve adamları Kimblee'ye yapacakları suikast için Briggs'te sotelenirken Ed'in "öldürmeme" idealini aralarından tartışadursunlar Ed her zamanki gibi inisiyatifi aldı ve Kimblee'nin karşısına çıktı. Kimblee'nin iki chimera korumasıyla Ed'in yaptığı dövüşü beğendim. Chimeraların koku yeteneklerine karşı Ed'in geliştirdiği hızlı plan akla yatkındı. Seri içinde kimyasal bileşimlerin öneminin vurgulanmasını ve bunlara dem vurulmasını seviyorum. Serideki simya kısmının gücünü ön plana çıkarmakta etkili oluyorlar.

    39. bölümde tipi içinde bıraktığımız Al sonunda Scar'ın grubuna yetişti yetişmesine ama sonrasında bir baygınlık geçirdi. Al'ın sarf ettiği "ruhum yine çekiliyor" sözünü şimdilik anlamadım. Elbette ki Geçit ile bir alakası var ancak "yine" kısmına takılmış durumdayım. Annelerini diriltmeye çalıştıkları zaman yaşadıkları gibi bir çekilme mi yoksa seri içinde daha önce bahsedilmiş ve benim unutmuş olduğum türden bir çekilme mi? Tam oturtamadım.

    Haftaya yayınlanacak bölüm için "Savaşın başlangıcı" dendi. Hohenheim ile Father'ın ön izlemede görülmesi heyecan verici. Serinin bitmesine 22 bölüm var, bu yüzden de sonun bu kadar erken başlaması epik bölümlerin, bölüm boyu sürecek çarpışmaların habercisi gibi gözüküyor. İştah kabartıcı.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi