• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 39





    Daydream

    Yepyeni bir OP ve ED ile iki haftalık bekleyişin ardından geri dönüş yapan FMA:Brotherhood'un yanlış saymıyorsam 3. OP/ED değişikliği oldu. Ben yeni şarkıların ikisini de beğenmedim, hâlâ 1. OP olan Again'i geçebildiklerini düşünmüyorum. Seri anladığım kadarıyla her 13 bölümde bir bu şarkıları değiştirecek. Demek oluyor ki en azından bir farklı OP/ED daha duymayı bekleyebiliriz.

    Bölümse epey bir bayık geldi bana. Scar'ın Winry'i kaçırmasını zaten yememiştik, tüm bölümü bu numaranın arka planına odaklamak uykumu getirdi. Bu sekansın Winry'nin karakter gelişimine faydası dokunmuş olabilir ama yeni bölümü hasretle beklemiş izleyiciyi doyurmadığı da kesin. Yine de ilginç gelişmeler de yaşanmadı değil. Al'ın tipi sırasında gördüğü hayalle karışık bedeni, Olivier Armstrong'un Merkez'e atanması ve Father'ın çembere dizdiği piyonlar gelecek bölümlerin temelini oluşturmaya çalıştı. Bunlar arasında benim ilgimi çeken sadece piyonlar oldu. Şimdiye kadar Kapı'dan geçmiş karakterlerin isimlerini zikreden Father'ın planı merakımı cezbetti.

    Son iki bölümdür bayağı eleştirir oldum seriyi ama temponun da yeniden yükseleceğine eminim. Bu iki bölümde sadece animelerde değil herhangi bir görsel yapımda hiç sevmediğim motifler kullanıldı. May Chang'ın birden durup iç hesaplaşmasını anlatması ne kadar gereksiz! Bunu dert yanar bir şekilde yapsa belki bu kadar eğreti durmayacak fakat Felsefe Taşı hakkında bildiklerimizi tekrarlaması bana yavan geldi. Ha keza Scar ile Winry'nin daha önce yaptıkları konuşmayı tekrarlamaları temcit pilavı tadındaydı. Seri kendini bir kez daha inşa ediyor ve buna da saygı duyuyorum. OP/ED değişikliği bile bu inşaatın bir göstergesi ama verilen aranın ardından biraz daha doyurucu olmasını beklemek hayalcilik olmamalı.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi