• Cobra The Animation - 2



    The Golden Gate

    Bir elinde şarap kadehi, diğer elinde şarap şişesiyle çevresi sarılmış bir şekilde bıraktığımız Cobra, aksiyona ve gizeme bu bölümde sıkı giriş yapıyor. Sahte profesörden Golan gezegeninin hikayesini dinledikten sonra iş kraliçe Shiba’nın yaşadığı bölüme gitmeyi sağlayacak olan altın kapının anahtarını vermeye gelince tezgaha düşmeyip Secret’ın şaşkın bakışları altında korsan loncasının elemanlarını haklayarak planlarını bozar. İlk bölümde olduğu gibi bu bölümde de Blackborn’ün adamı Zoros tarafından gene gafil avlanır. Cehennem zebanisine benzeyen Zoros’la mücadelesinde Cobra bir adam nasıl faka bastırılır konusunda ders niteliğinde gösteri yapıyor bizlere. Ve Cobra’nın sadece pyscho-gun’dan ibaret olmadığı bir kez daha hatırlatılıyor.

    Blackborn, korsan loncasının bir komutanı olarak üzerimizde Zoros’un oluşturduğu kadar kötü karakter etkisini oluşturamıyor. Daha çok bir hırsız gibi. Cobra ile birebir çarpışmaktan kaçınan, bir özelliği olmayan sıradan bir düşmandan öteye gidemiyor. Bu bölümde Zoros’un yerine onun haklanması daha isabetli olurdu diye düşünüyorum.

    Bölüm sonunda parlayan bir kapıyla baş başa bırakılmamız bana Pulp Fiction’ daki çanta hikâyesini anımsattı. Bir türlü içini göremediğimiz çanta hakkında hayal gücümüzü çalıştırdığımız gibi burada da kapının arkasında ne olduğunu görmeden bölümün sonlandırılmasıyla yazarın sağlam bir iş çıkarttığını düşünüyorum. Cobra serisi için söylenebilecek başka bir şey de hem ilk seri olsun hem de ikincisi anlatılan hikayelerdeki gizem, bulmaca parçaları, antik olaylar ve olgularla post-modern bir İndiana Jones evreninde gibi hissederiz kendimizi.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi