• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 38





    Clash in Baschool


    Bu sezon ilk defa bir FMA:Brotherhood bölümünü değerlendirirken "kötü" ibaresini yapıştırmaktan çekinmiyorum. Klişeler ve tesadüflerle dolu, Yoki'nin son derece fuzuli geçmişini haddinden fazlaca işleyen, anlattığı konular kopuk kopuk olan bir bölümdü. 38'te 1 olur böyle şeyler diyelim.

    Kimblee'nin verdiği görevi uygularmış gibi görünen kardeşler basit bir taktikle peşlerindeki ordu görevlilerinden kurtulur ve kocaman şehirde May Chang ile Scar'ı aramaya başlarlar. Tesadüf bu ya May Chang de birden onların bulunduğu binada beliriverir. Aradaki komedi romans sahnelerini ve Yoki'nin bitmek bilmeyen flashbacklerini atladığımızda Scar'ın gideceğini söylediği taraftan gelen patlama sesiyle uyanan kardeşler soluğu Scar'ın yanında alırlar. Bölümün en dişe dokunur sahnelerinde Scar ile başlayan iki chimeranın kardeşlerle dövüşlerine tanık oluruz. Ninja Turtles'taki Bebop ve Rocksteady'ye benzeyen bu iki chimera Kimblee tarafından Scar'ı zaptetmek için gönderilmiştir ama kardeşlerin de saldırısıyla bunu başaramazlar.

    Gelelim finale. Scar'ın Winry'i kaçırması... Bunu yutan var mıdır acaba? Kardeşlerle Scar'ın anlaşması sonucu bir düzmece olduğu her halinden belli olan bu numara bir tek Kimblee'yi saf dışı bırakabilmek için yapıldı. Winry bu sayede hiç değilse kardeşler için bir tehdit olmaktan çıktı. Yalnız FMA'da ara sıra beni gıcık eden bir durum var. Hikâyeyi uzatabilmek için ufak taktiklere başvuruluyor. Yakalamadığım sürece sorun yok ama yakalayınca içim daralıyor. Doğu Simyası'nı hemen anlatsa kardeşlere vakit kazandıracak May Chang dururken neden Yoki'nin geçmişini izleyelim ki? Haftaya da bölüm yokmuş zaten...

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi