• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 35





    The Shape of This Country


    Kaldığı yerden başlayan yeni bölümde Sloth'a karşı birleşen kardeşlerle Olivier Armstrong'un planı yolunda gider ve bu devasa homunculus kalenin surlarından aşağıya atılır. Kazdığı tüneli keşfe çıkan ekibimiz "gerçeğin ardındaki asıl gerçek" ile yüz yüze gelir ve yıllardır sürdürülen bu çetrefilli planı çözer: Devasa bir simya çemberi. Felsefe taşı yapımında bizim bildiğimiz en büyük katliam olan Ishbal savaşının öncesinde de pek çok itlaf gerçekleştirilmiş, çok can alınmıştır. Çemberin son halkasındaysa Kuzey Kapı'sı bulunmaktadır.

    Scar ortaya çıkana kadar bize pek aksiyon yok. Raven'ın yanında Kimblee ile birlikte gelişi de yana yakıla beklediğimiz aksiyonu sunamayacakmış gibi görünüyor. Bu masa başı entrikaların anlatıldığı bölümler nedense hep sönük geliyor bana. Tamam, yine belli bir çıtanın üstündeler ve konuyu örmek için son derece gerekli bölümler ama bünye şöyle 2-3 bölüm sürecek, gelecek bölümü bekletecek anları iple çekiyor.

    Yeni bir karakter de geldi. Ekran görüntülerindeki altın dişliden bahsediyorum. Sanki ilk bölümlerde biz bu karakteri görmüştük gibime geliyor ama ne kadar arasam da ismini çıkaramadım. Ordunun şifacısı olan bu adam Kuzey Kapı'sına da geldiği için bundan sonraki bölümlerde kendisini daha sıklıkla görebiliriz. Bakalım bundan sonraki bölümlerde daha hangi karakterleri göreceğiz. Şu son 4-5 bölümde hep Scar'ın göründüğü anlardan keyif alıyorum. Bu adamı bu kadar seveceğim hiç aklıma gelmezdi.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi