• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 34





    Ice Queen


    Seri iyice yavaşladı derken birden OP'deki son homunculus da devreye girdi. Yeni bir dönemece giren FMA bu dönemde karakter gelişimine ağırlık veriyor. Ishbalan kanı taşıyan Miles ile ilgili sekans da bunun en büyük kanıtıydı. Oliver Armstrong'un strateji uzmanlığını bölüm sonunda görürken, Miles'ın mazisini bölümün hemen başlarında öğreniyorduk. Ama hepsi bir kenara Sloth geri geldi!

    İlk FMA'nın üstünden gerçekten çok zaman geçmiş. Ben neredeyse her şeyi unutmuşum. Sloth'u bile hatırlamayacak kadar bunamışım belki de. Maraton şeklinde izlediğim için karakterleri pek özümseyememişim. Bu haftaki bölümü izlerken sahiden de FMA'nın nasıl haftalık izlenmesi gereken bir seri olduğunu anladım. Peşisıra izleseydim muhtemelen serinin temposundaki bu ani değişimleri fark etmeyecetim. Oysaki geçen hafta yerlerde gezinen heyecan oranı şimdi Sloth'un çıkmasıyla bir anda tavan yaptı.

    Olivier Armstrong şu ana kadar izlediğim tüm görsellerde minimum düzeydeki istisnalar hariç her sınır muhafızının sergilediği tavırları sergileyen bir karakter: "Buralar benden sorulur." İşine geldiği gibi orduyu dinlediğini de Kimblee'nin sığınma talebine olan yaklaşımından anlayabiliriz. Mustang'in sağ kolu olan Falman'ı da hoş bir sürprizle karşımızda gördüğümüz bölüm bu sezon sıkça izlediğimiz "inşa bölümler"inden biriydi. Bu senenin sonuna dek muhteşem bir bölüm karşımıza çıkacakmış gibi geliyor. Sloth geldi, Scar geldi, Kimblee geldi. Bunlardan müthiş bir karışım çıkartacaktır yapımcılar.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi