• Full Metal Panic - 22




    Jack in the Box

    Kaptan köşkünü ele geçiren Gauln, istediği gibi at koşturmaktadır. Gauln, hangardaki oksijen miktarını arttırdıktan sonra bu bölümü havaya uçurmayı planlamaktadır. Hangarda toplanan ve hiçbir şeyin farkında olmayıp koyun gibi bekleyen mürettebat, başlarına geleceklerden habersizdirler. Mardukas’ı bu kalabalık içinde görünce açıkçası şaşırdım. Tessa’nın bir planı vardır diyerek avutuyordum kendimi. Eğer yoksa gerçekten saçma bir durum olur.

    Bu bölümde fısıldananlar şovu izledik. İçinde bulunduğu durumunu çaresizliği içinde Tessa, Kaneme ile telepati yöntemiyle konuşarak, gemiyi tekrar ele geçirmek için plan yapar. Tessa harekete geçerek eline bir silah geçirir. Bu silah ile Gauln’un alnının ortasını ıskalayan Tessa’nın suratında patlayan tokatı içimize sindirmeden izleriz. Sousuke ve Weber bir şeylerin ters gittiğini düşünüp, diğerleri gibi hangara gitmek yerine komuta merkezinin bulunduğu bölüme doğru giderler. Bu sırada plana göre kaçan Kaneme ile peşindeki kötü adam arasında kedi-fare oyunu oynanmaktadır. Beyaz atlı prensimiz Sousuke olaya el atarak Kaneme’yi bu oyundan çıkarır.

    Serinin sonuna iyiden iyiye yaklaşmışken birçok sorunun ortada kalacağı gün gibi açığa çıktı. Temel konulara girmeden, çok fazla suya sabuna dokunmadan ilerliyor seri. Kalan son iki bölümde bol aksiyon birazda romantizm söz konusu. Bu bölümde Tessa’nın dolabında Sousuke ile Tessa’nın birlikte çekilmiş fotoğrafını gören Kaneme’nin duygusal bir açılım yapma ihtimali doğdu…


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi