• Full Metal Panic - 20



    Venom's Flame

    Tessa ve Kaneme’nin konuşması kara teknoloji hakkında bize birkaç bilgi kırıntısı vermekten öteye gidemedi. Kara teknolojinin bilimsel teori ve mühendislikte günümüze göre çok üst düzey bilgiler içerdiği, bu bilgiye sahip olan fısıldananların bir çok kişinin hedefi olduğunu öğrendik. Ayrıca güzel komutanımız Tessa’da bir fısıldanan (whispered) çıktı. Fısıldananların kendi aralarında bir nevi telepati veya akıl paylaşımı yapabildiğini ama bu durumun çok tehlikeli olduğunu öğreniyoruz. Tessa konuşma sırasında Kaneme’ye, Sousuke ile özel vakitler geçirdiği gibisinden laflar edince Kaneme’nin ayarını birazcık bozdu.

    Gauln ve adamlarının ele geçirdiği amerikan üssüne operasyon yapılmasına karar verilir. Brifingi veren Kallinin operasyonu yapacak ekibe “Venom” adı verilen robotu gördüklerinde arkalarına bakmadan kaçmalarını emreder. Venom, lambda driver’ına sahiptir ve ekip onu kullananın Gauln olduğunu bilmemektedir. Onu durduracak kişi olarak da Sousuke seçilmiştir. Diğerlerinin hayatı Sousuke’nin elindedir ve bu durum üzerinde baskı oluşturur.

    Operasyon başlar ve Venom dışındaki düşman birlikleri kolayca haklanır. Venom assolist edasıyla sahneye en son çıkar ve Gauln’un takkesi düşer. Mao, hata yapan Sousuke’yi kurtarır ama kendini Gauln’un gazabından kurtaramaz. Weber’in de yardımıyla Sousuke, Gauln’u yakalamayı başarır.

    Gauln’un güle oynaya teslim olması bu işte bir bit yeniği olduğu duygusu oluştururdu bende. Adam yakalandı diye takla atacaktı resmen. Bu arada alkolik kızımız Mao’nun durumu açığa kavuşmuş değil. Serinin sonlarını yaklaşırken bazı şeyleri kestirmek zorlaşıyor. Uluslar arası bir timi Gauln’a çerez niyetine yedirdiklerini düşünüce Mao’nunda diğer tarafa göçme ihitimalini yok sayamıyorum açıkçası.



    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi