• Aoi Bungaku - 7-8





    Kokoro


    Sıra geldi 1914 yılında Soseki Natsume'nin yazmış olduğu esere. İki bölümü de peşpeşe yayınlanan hikâye hepi topu 4 kişi arasında geçmektedir ve bu kişilerin belli bir isimleri bulunmamaktadır. İki başkaraktereyse "Sensei" ve "K" diye hitap edilmektedir. İlk bölümde Sensei'in bakış açısından hikâyemiz anlatılır ki romanda geçenler de bu 1. bölümde canlandırılmıştır. İkinci bölümdeyse anime inisiyatif alır ve K'nin gözünden hikâyeyi canlandırır. Bu bölüm romanda yer almamaktadır ancak animenin cesaretini ve yapımcıların kabiliyetlerini gözler önüne sermektedir.

    Hikâyemiz egoizm ve suçluluk duygularını temeline alarak insan doğasını eleştirel bir gözle incelemektedir. En azından romanda anlatılanların bu yönde olduğuna inanabilirim ama ne yazık ki animede bu argümanları sağlıklı bir şekilde göremiyoruz. Bir öğreti üzerine ihtisas yapmakta olan iki arkadaştan (Sensei ile K) Sensei'in hayatını izlediğimiz ilk bölüm hikâyeyi kuruyor ve giriş-gelişme-sonuç kurallarına harfiyen uyarak en azından anlayabileceğimiz kadar detaylandırdığı konuyu bizlere anlatmayı başarıyor. Sensei'in kaldığı eve davet ettiği arkadaşı K'ye nasıl kol kanat gerdiğini, yanında kaldığı Madam'a ayıp olmasın diye kızıyla evlendiğini, minnet borcu olduğu anneyle kıza nasıl sahip çıkmaya çalıştığını görüyoruz. Sensei kendini tamamen K'nin yaptığını ve yapacağını düşündüğü olaylara göre şekillendirmekte.

    İkinci bölümse tamamen K'nin görüşünden izlediğimiz aynı hikâyeyi anlatıyor. Aslında bu noktada seri içinde kendine ayrı bir yer kazanan "Kokoro" şimdiye kadarki iki hikâyenin aksine kendi derdini çift uçtan işlemeyi seçiyor. Bu da Aoi Bungaku için bambaşka bir artı demek. Lakin Kokoro'yu çok beğenmek için sinekten yağ çıkarmak gerekiyor. Aynı konuyu iki farklı gözden anlatmak süper bir düşünce ve romanın yapmayı tercih etmediği bir seçenek. Galiba asıl sıkıntı da burada ki şimdiye kadar yazarlara çok sadık kalan seri aldığı cüretkar inisiyatifi pek yerinde kullanamıyor. İki bölüm de bittiğinde bizim aklımızda doldurulması beklenen çok sayıda boşluk kalıyor ve bunlar da animenin hanesine maalesef eksi olarak geçiyor.

    Eksilerine rağmen Aoi Bungaku içinde çift taraflı anlatımıyla kendine ayrı bir yer edinecek olan Kokoro varsın serinin tek zayıf halkası olsun. Biz "acaba kızın gönlü hangi adamdaydı yoksa ikisiyle de oynadı mı" diye düşünedurup bölümlerdeki böcek-kurbağa metaforlarını çözmeye uğraşalım hikâye yine de bize bundan önceki iki bölümde olan elle tutulacak kadar keskin duyguları verememiş olacak. En azından bana veremediği kesin. 1955 ve 1973 yılında iki de filmi çekilen Kokoro, Aoi Bungaku gibi mükemmel ötesi bir animenin akıldan çabuk çıkacak hikâyesi olmaya şimdilik aday görünüyor. Darısı diğer bölümlerin başına gelmez diye ümit ediyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi