• Full Metal Panic - 16




    The Wind Blows at Home - Part 2

    Saldırıdan ağır yara alan tim, Sousuke sayesinde güç bela kaçmayı başarır. Tim lideri mefta olmuş, diğer bir elemanda ağır yaralanmıştır. Buna rağmen kaçarken Gauln’un elindeki nükleer savaş başlığını da götürürler. Tabii ki Gauln’un bunu yanlarına bırakmaya niyeti yoktur. Helmajistani ordusu da nükleer başlığın müstakbel alıcısı olarak timin peşine düşmüştür.

    Dağlık ve çorak topraklarda takip devam etmektedir. Sousuke araziyi avucunun içi gibi biliyordur. Timdeki elemanlar bunu sorduklarında kendilerini şaşırtan bir cevap alırlar. Adamımızın 8 yaşından beri bu topraklarda gerilla savaşında bulunduğunu öğreniriz. Sousuke’nin geçmişi önümüzde akarken onun hayatında önemli bir yere sahip olan Zaide ile tanışırız. Sousuke, zamanında çok iyi bir dostu olan Zaide’nin artık hayatta olmadığını söyler.

    Lakin kazın ayağının öyle olmadığını bir kez daha öğreniriz. Zaide yaşıyordur ve eskiden aynı tarafta savaşan bu ikili şimdi karşı taraflarda yer almıştır. Yaralı elemana ilaç bulmak için gittikleri kampta, Sousuke yakın zamanda yerlerinin tespit edileceğinden adı gibi emindir. Diğer elemanlara nasıl bir savunma hattı yapmalarını söylerken, diğer bir tarafta da Zaide, Gauln’a çok iyi tanıdığı arkadaşının neler düşündüğünü harfi harfine anlatmaktadır.

    Bir sonraki bölümde Zaide ile Sousuke kapışması izleyeceğimiz gün gibi açığa çıktı. Savaş tam bir satranç oyununa döndü. Bölgeler ve tepeler kapıldı. Kimin mat edeceğini tahmin etsem de aksiyonu merak etmiyor değilim. Bu arada timin tek kadın üyesi olan Gray’in doğu Avrupalı olduğunu öğreniriz. Buradan aslında timin uluslar arası bir grup olduğunu anlarız ama Amerikan zihniyeti hakkında düşüncelerimiz pek değişmez.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi