• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 32





    The Son of the Fuhrer

    Kardeşler yine kütüphane raflarında dolaşıp Doğu simyası hakkında bilgi ararken karşılarına çıkan Selim Bradley vasıtasıyla kendilerini Führer'in evinde bulurlar. Führer her ne kadar daha önce Mustang'e oğlunun zayıf noktası olmadığını söylese de bu bölümdeki tavırlarıyla evine gelen kardeşlerden rahatsız olmuştur. Mustang ise akıl hocası gibi gördüğü General Grumman ile Hughes'ün mezarında buluşur. Peşindeki Kimblee'nin askerlerinden Marcoh ile kaçmaya çalışan Scar ise ilk etapta izini kaybettirmiş görünmektedir. Kuzeye doğru hareket başlar ve OP'de uzun zamandır gördüğümüz sarışının Armstrong'un ablası olduğunu öğreniriz.

    Kimblee ile Scar'ın kapışmalarına Ed-Al ikilisi ve Armstrong'un ablası da dahil olacaklar gibi görünüyor. Mustang'e yardım etmeye karar veren Grumman ise gerçekten çok ilginç bir karakter olduğunu gösterdi. Kamuflajın dibine vurması bir yana ciddi ciddi komik bir karakter. Führer'in yanında dolaştırdığı Hawkeye'ın geçen bölümde seri için ne kadar önemli bir rol üstlendiğini öğrenmiştik. Führer acaba Hawkeye'ın sırtında dövmeden haberdar olabilir mi? İşin aslı Mustang bu dövmeden haberdar mı? Şimdilik bilmiyorum.

    Seri yeniden konu örmeye başladı. Birkaç bölüm daha sakin bir tutum sergileyecektir. FMA'nın sakin bölümlerinde bile aksiyon görmemiz normal tabii ama zirve yapacak bölümler şimdilik çok yakında görünmüyor. 63 bölüm haberi doğru çıkarsa daha anlatacak çok konu olduğu da bir gerçek. Bekleyip göreceğiz.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi