• Darker Than Black: Ryuusei no Gemini - 8





    On Summer Days, the Sun Sways


    DTB2'nin şimdiye kadar oturttuğu en belirgin özelliği olan "tanındık simaların harcanması" vukuatı bu bölümle bir kez daha ekranlarımıza geldi. Öncelikle Hei ile Rus istihbarat şefi (?) arasında yaşanan birkaç perdelik dövüş gerçekten iyiydi. Her şeyden Hei'nin yemek(ler) yeme alışkanlığı geri döndü. Hemen akabindeki çatal hareketi, daha sonrasındaysa tren dışındaki kısacık saldırı sahneleri fevkaladeydi. Bu serinin bir özelliği de dövüşleri sıtkınız sıyrılacak kadar uzatmaması. Bu seride karakterler dakikalarca dövüşmüyor, aynı gerçek hayatta da olduğu gibi. Biri -tabii ki Hei varsa Hei- ölümcül darbeyi vuruyor ve dövüş sonlanıyor. Olması gereken de bu.

    Tanya'yı vuranın Suou olmadığından eminim fakat Tanya'nın vurulması da nedir öyle? Kızın resmen karın bölgesinin solu "uçtu". Shion'un uzaktan şişleme ihtimali çok yüksek ki zaten vurulmanın hemen ardından çocuğu görmemiz de bu ihtimali kuvvetlendiriyor. Shion'un da seriye dahil olmasıyla artık geriye kalan bölümlerde aralıksız bir tempo bekleyebiliriz. DTB2 acele etmeden ama çok da fazla genişleyemeden hedefine doğru ilerleyen bir seri.

    Fakat kalan 4 bölümde şu ana kadarki bilinmezlerin hepsini nasıl toparlayacaklarını gerçekten merakla bekliyorum. Yin'in durumu tam bir muamma. Shion'un olayı bilinmiyor. Madam Oreille'in yanındaki ikizler falan neyin nesidir hiçbir fikrimiz yok. Bunların hepsi nasıl birleşecek, mantıklı olacak mı, seyirciyi tatmin edecek mi gerçekten merak ediyorum. DTB'den başka bir seri, Okamura'dan başka bir yönetmen olsaydı "aha yandılar," derdim ama şu anda kalan 4 bölümde bu parçaların nasıl yapışacaklarını izlemek için sabırsızlanıyorum çünkü seriye güvenim tam. Zor bir dönemece giren DTB'ye OVA da ilaç gibi gelecek sanki.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi