• Aoi Bungaku - 1





    No Longer Human
    Chapter 1: Double Suicide in Kamakura


    Japon edebiyatının modern klasikleri arasına giren altı hikâyeyi anlatan Aoi Bungaku başlayalı neredeyse 1,5 ay oldu ama ben ancak seriye başlamaya karar verebildim. İlk bölümü çıktığında izlemiş ve serinin bir potansiyeli olduğunu düşünmüştüm. Biraz bekleme ve izleyenlerin yorumlarını tartma fırsatını değerlendirdikten sonra nihayet bugün gerçek anlamda seriye başladığımı söyleyebilirim.

    Osamu Dazai’nin No Longer Human (Ningen Shikkaku) isimli eserinin anlatıldığı ilk dört bölümde ilk göze çarpan çizimler. Erkek karakter Yozo Oba'nın saç kesimini görünce aklıma direkt Death Note gelmişti. Death Note'un her şeyi olarak bilinen Obata Takeshi ismini de Aoi Bungaku'nun çizim ekibinde görünce çizimlere daha da bir güvenesim geldi. Tabii bu biraz da tarz meselesi. Death Note'un animasyonunu beğenmeyen birine Aoi Bungaku'nun en azından ilk 4 bölümü çizim olarak hitap etmeyebilir fakat serinin dayanak noktası olan klasik edebiyat eserleri animasyonu, tekniği, sesi vs. sollayıp geçecek kadar kuvvetli. Hoş, serinin teknik departmanı da yabana atılır cinsten değil. Konu ve yönetim birleşip akıllara kazınacak bir seri sunuyorlar.

    İlk bölüm Yozo'nun monologuyla açılıyor. İnsanları, özellikle de kadınların nasıl yaşabildiklerini anlayamadığını söyleyen Yozo bir sanat öğrencisi. Mamafih yeteneksiz de bir öğrenci. Varlıklı bir ailenin çocuğu olmasına rağmen ailesiyle bağları kopma noktasına gelen, hayatta kendi ayakları üstünde durmayı başaramayan, sırf para veriliyor diye Direniş Hareketi'ne katılan avare biri Yozo. Direniş toplantısını basan polisten kaçarken de bir konsomatris olan Tsuneko ile tanışıyor. Tsuneko onun hayatını bir değil, iki kere kurtarıyor ama Yozo bunun karşılığında içinden kadını öldürmeyi geçiriyor. Nihayetinde her ikisi de bir uçurumun kenarından atlayarak intihar ediyorlar.

    İlk bölüm bazında ele alırsak seri çok ciddi argümanlar içeriyor. İntihar bunların yanında belki de en hafif kalanı. Yalnızlık ve aidiyetsizlik duygusu, hayat içinde savrulmuşluk hissi, çabalara rağmen başarısızlığın getirdiği umutsuzluk ve boşvermişlik bunların başında. Yozo'nun ara sıra gözünde canlandırdığı çocukluk hatıraları belki de karakteri daha iyi tanımamıza olanak sağlayacaktır. Şimdilik sıradaki bölümün neler getireceği hakkında hiçbir fikrim yok ki bir adım sonrasında bize ne sunulacağını bilememek gerçekten benzersiz bir duygu.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi