• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 33





    The Northern Wall of Briggs

    Herkesin kuzeye gitme serüveninin anlatıldığı bölüm kemikleşmiş başroller Ed-Al ikilisinin haricinde Scar-Marcoh-Chang May üçlüsü ve Kimblee pisliğine yeni bir karakterin daha eklenmesine ön ayak oldu: Olivier Mira Armstrong. Tamamıyla kadınlara adanmış 23. bölümden sonra yeniden çok güçlü ve erk sahibi bir kadını görmek hoşuma gitti. Briggs'in patroniçesi Olivier Mira Armstrong birkaç bölüm daha (tahminim Kimblee gelene dek) sözünü geçirtecek bir karakter olarak dikkat çekecektir.

    Scar-Kimblee kapışmasında ilk perdenin yaşandığı trendeki dövüşme sahneleri hasret kaldığımız aksiyonun altını yeniden yakmayı başardı. Felsefe Taşı yutmuş bir Kimblee'yi orasına burasına bir şeyler sokarak yenemeyeceği aşikâr olan Scar yine de ilk raundu kazandı diyebiliriz. Adam maziden bir sahneyi gözünde yeniden canlandırarak resmen gaza geliyor. Elinden kaçırdığı Kimblee'nin ardından bağırışıysa şimdiye kadar çizilen umursamaz vahşilikteki Scar karakterine çok ters düşen bir hareketti. Lakin Ishbal adı geçtiğinde gözleri dönen bu adamın da kendine ters düşen çıkışlarda bulunması, onun da en azından duygu sahibi biri olduğunu gösteriyor.

    Geçen bölümle başlayan konu örme bölümleri devam ediyor. Bu fasıl heyecanı azaltacak kadar uzun süreceğe benzer. O arada seyircinin dikkatini canlı tutabilmek için yapımcıların birtakım taktiklerle karşımıza çıkacaklarına şüphem yok. Gerçi FMA her halükârda kendisini izletebilen bir yapım ama yine de serinin şimdiye kadarki muhteşem performansına gölge düşürecek bir monotonluk gidişata sekte vurabilir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi