• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 26





    Reunion


    Mükemmel bir bölüm!

    FMA: Brotherhood'un üslubundan daha önce de bahsetmiştim ama bu kadar güzel bir karışım hazırlayabileceklerinden haberim yoktu. Ed ve Lin'in Envy ile olan dövüşlerinin inanılmaz bir noktaya bağlanacağı kimsenin aklına bile gelmemiştir. Ed'in son sahnede yaşadığı şok anlatılabilecek cinsten değil. Ben de izlerken anadan üryan oturmuş, sarı saçlı bu gencin kim olabileceğini tahmin edememişken Ed'in yıllardır ulaşmaya çalıştığı hedefi karşısında görmesi herkesin psikolojisini muhtemelen bozmuştur.

    Bölüm sahne sahne incelendiğinde de bir harika, bütün olarak ele alındığında da. Envy'nin Ed'i bir yutuş sahnesi var ki o dil nedir öyle?! Akabinde Ed'in Envy'nin kursağında gördüğü Felsefe Taşı ve parçaları bir araya getirerek düştükleri bu cehennemden çıkacak planı bulması ve onu uygulamaya koyduğu sırada tekrar kapıyı görmesi, kapıdan geçince suratına çarpan şok dalgası... Of! Sahiden de muhteşem bir bölümdü.

    Sahne sahne olarak ele alındığında da o kadar çok şey öğrendik ki. Führer'in geçmişini 1. ağızdan dinleme şansını yakalamak bir kenara (bunun için yapımcılara müteşekkirim), o geçmişteki projeyi yöneten kişinin Elric kardeşlerin babası olması... Mustang ile Führer'in diyalogları sırasında Homunculus-İnsan mukayesesinin yapılması... Tüm cümlelerimin sonunu getirmeyen bir bölüm. Ne kadar güzel!

    Scar-Chang May uyumu da benim hoşuma giden ayrı bir nokta. Scar'ın uyarılarına karşı çıkan Chang May aslında Scar'a da ne kadar benzeyen bir karakter olarak düşünülmüş. Kafasının dikine giden, gayesi uğurunda aman vermeyen, kararlı ve kuvvetli bir kız. Gelecek bölüm(ler)de Al'ın babasının huzuruna çıkacak olması, Scar ile Chang May'in hemen peşlerinden gelmeleri, Ed'in yaşadığı büyük sürpriz sonucu hedefine olan inancının artması, Mustang'in Führer karşısında yeni stratejiler belirleme zorunluluğu... İşte yine cümlem bitmiyor. Teşekkürler Brotherhood!

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi