• Phantom: Requiem for the Phantom - 25





    Conclusion


    Mio'nun Cal tarafından azat edilmesinden sonra gerçek babasının kimliğini öğrendiği bölüm 1 aydan beri beklenen Phantom çizgisindeydi. Artık açıklanacak bir gerçeğin kalmadığı seride aksiyonun konuşma zamanı çoktan gelmiş de geçmekteydi. Nihayet lezzetli aksiyonlar toplamı bizleri karşıladı ve finalden önceki olsa da final gibi bir bölümde karşımıza sunuldu.

    Elen'i ikna etmeyi başaran Reiji kendi sorumluluklarının bilincine vararak Cal'ın karşısına çıkıyor. İkili arasındaki düello Cal'ın tam da iki yıldır dilediği şekilde gerçekleşiyor. Ben de şu saatle düello olayı ortaya çıktığından beri "niye kimse melodi bitmeden vurmuyor" diye kıvranıp duruyordum. Bu bölümde sonunda birisi bu kozu kullanıyor. Sahne tasarımı olarak da uzun süre sonra ilk defa eli yüzü düzgün bir yönetimin varlığını hissettiğimiz bölümde Cal'ın "ölmek var dönmek yok" misali motorunu havaya uçurması, Scythe pisliğinin son model meleklerini promosyona sunması, Elen ile Reiji'nin kilisedeki konuşmalarında Elen'in seri boyunca ilk kez insanı duygulara sahip olduğunun gösterilmesi vs. gibi sahneler gerçekten etkileyiciydi.

    Çözülmedik tek bir konu kaldı, o da Scythe'ın yeni oyuncaklarının ne gibi marifetler sergileyeceği ve kimin ayakta kalıp kimin toprağı boylayacağı. Benim tahminim Elen'in de zaiyatardan biri olacağı yönünde. Böylece hayatta kalmak için öldürmek zorunda olan Reiji etrafındaki herkesi dolaylı veya kasıtlı olarak öldürerek yaşayacak fakat ona yaşamak denir mi diye bir soru bıracak bizim beyinlerimize. Serinin finalini iple çekmiyorum ama büyük bir sürpriz olacağına ve bu muhteşem seriye layık bir kapanış gerçekleştireceklerine inancım tam.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi