• Phantom: Requiem for the Phantom - 23





    Decision


    Phantom'u 3 bölüme ayırabiliriz: Elen'in ölümüne kadar olan Inferno, Phantom, Reiji, Elen'in tanıtım süreci, Elen sonrası Cal'ı yanına alan Reiji'nin gelişimi ve başkalaşımı, son olarak da Cal'ın başrolde gazabını kustuğu ve önüne çıkan her engeli paramparça edecek kadar gözünün kana susamış olması. Bu 3 bölüm arasında da en zayıf kalanı son bölüm olacaktır. Finale 7 bölüm kala yapılan OP/ED değişikliğini bir kenara bırakırsam serinin son dönemecinde (en azından tarafımdan) istenilen yükseliş bir türlü gerçekleşmiyor. Maalesef serinin son dönemeci çok iyi idare edilmiyor. 20 ve sonrasındaki tüm bölümler finali hazırlayan ve seyirciyi hepsini bir arada izlerse keyiflendirecek bölümler olmaktan bir türlü kurtulamadılar.

    Bu bölümde en azından bir kıpırdanma vardı. Mio kozunu elinde tutan Elen-Reiji ikilisine karşılık Cal da karşı hamlesini yaptı ve her şeyden bihaber olan kızı kaçırıverdi. Karşısına Inferno ve Godoh Grubu bile almaktan çekinmeyen Cal baş koyduğu davasında önüne çıkan bir başka önemli karakteri, Lizzie'yi de öldürmekten geri durmadı. Godoh'un ve dolaylı olarak da Inferno'nun tepkisini çeken ve düşmanlıklarını kazanan Cal'ın önünde geçmesi gereken epey kalabalık bir ordu bulunuyor: Inferno'nun askerleri, Scythe'ın yeni kuklaları, Godoh'un yakuzaları ve tabii ki Elen ile Reiji. Elen'in sadece basit bir tetikçi olmadığını, savaş stratejisinden de anladığını gördüğümüz bölüm isminin hakkını veren, karakterleri her tarafı boklu değneğin neresinden tutacaklarına karar vermeye zorlayan bir bölümdü.

    Phantom'a methiyeler düzdüm vakti zamanında. Artık belli oldu ki büyük finale kadar pek matah bir gelişme izleyemeyeceğiz. Reiji'nin kimlik sorgulamaları, Elen'in vurdumduymaz kabullenmişliği, Cal'ın bir dost eline muhtaçlığının işlendiği bölümler çok geride kaldı. Şu anda herkes dört gözle 3 hafta sonrasını ve serinin perdelerini indirecek finali bekliyor. Bense daha da muhteşem olabileceğini düşündüğüm bu serinin teptiği fırsatlarla laf olup beri geliyorum sanırım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi