• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 24





    Within the Stomach


    Gluttony için yazılıp çizilmiş bir bölümdü, demek fazla kaçmaz. Önceki bölümde Lust'ın katilinin kimliğini öğrenen ve bağlandığı zincirleri parçalama raddesine gelen Gluttony bu bölümde hem aç hem obur bir vahşilikte önüne gelen saldırmaya başladı. Mustang kendini güç bela kurtarabildiyse de kardeşler ve Ling onunla kapışmayı kabul ediyorlar. Mustang ise Führer ile ilgili aldığı bilgi doğrultusunda kendine yardımcı olacak yüksek rütbeli arayışlarındayken beklenmedik bir sürprizle ters ayakta kalıveriyor.

    Mizah dozu bazen kaçıveriyor FMA'da. İlk seride de böyleydi, bu seride biraz daha azalmış olsa da arada bir kendini gösteren gereksiz chibiler can sıkıcı ve kelalaka olabiliyor. Gluttony peşlerindeyken herkesin bir anda esprikler savurması falan çok abuk dururken fevkalade ciddi bir savaş içindeki kardeşlerin de Gluttony'nin peşinden "gel len buraya kerata!" tarzı koşuşturmaları Brotherhood'un yetişkin çizgisini biraz karaladı gibime geldi. Tabii yapımcıların işin mizah yönüne kendilerini kaptırmadıklarında bir konuyu (konuları) ne kadar ustalıkla anlattıklarını da biliyoruz. Örneğin 7. günah olan Pride da bu bölümde nihayet "göründü". Gelecek bölümlerde aktif rol alacağına inanıyorum.

    Sıradaki 2-3 bölüm muhteşem gelişmelere gebe. Mustang-Führer kapışması izlememiz olası. Bunun yanında Ed'in düştüğü bilinmez delikten nasıl çıkacağı da ayrı bir merak konusu olacaktır. Galiba FMA'nın genelgeçer başarısı temposunda saklı. Asla düşmeyen, en kötü sabit kalmayı başarabilen bir temposu var serinin. Bu özelliği de her izlenecek bölümün en azından 3-4 dakikasından herkesin keyifle ayrılmasını sağlayacak kadar mühim bir başarı.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi