• CANAAN - 7





    Gravestone


    Biraz aksiyon, biraz hareket olunca CANAAN daha çekilebilir bir seri oluyor. Karakter gelişimi, diyalog derinliği gibi konularda sınıfta kalan serinin aksiyon anlamında daha dişe dokunur hamleleri bulunuyor. Ne zamanki sıkışsa topu aksiyona yollayan CANAAN senaryosundaki "çiçek virüsü ve ortadan yok olan bir köy" fikrini hiç geliştirmeyeceğe benziyor. Bu da normal olarak sadece aksiyonuyla izlenirlik kılacak bir seri olduğunu kanıtlıyor.

    ABD Başkanı'nı rehin alan ve çiçek virüsünü elinde bulunduran Alphard'ın Snakes isimli örgütü bu bölümde Başkan'a karşı ince bir plan hazırlayarak çıkıyor karşımıza. Çiçek virüsüne karşı panzehiri bulan Maria'nın babasını ülkeye getiren yetkililer bile bu plan karşısında verilecek son karara yönelerek Başkan'ın bulunduğu binayı bombalamakta buluyorlar çareyi. Bölümün aksiyon dakikaları gerçekten dişe dokunur bir tempoda. Zaten hep böyle son dakika-son saniye olaylarında anime serilerinin de sinema filmlerinin de televizyon dizilerinin de oynayacak çok kozları bulunuyor. O yüzden bilindik finali beklerken bir nebze olsun sizi istim üstünde bırakmayı başarmaları çok da büyük mesele sayılmaz bana göre.

    Canaan'ın renkleri "görme" yetisini kaybettiği final kalan 6 bölüm için en azından umut verici. Hasımlarına karşı çok üstün olan Canaan'ın şimdi onlarla denk şekilde mücadele edecek olması sonunu kolayca tahmin edemeyeceğimiz çarpışma sahnelerine önayak olacaktır. Yine de fazla beklentiye girmeyelim. Malumunuz bu seri -kısa bir seri olsa bile- senaryosunu çoktan verdi ve bundan sonra Alphard-Canaan savaşından başka ekrana gelecek hiçbir sürprizi kalmadı sayılabilir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi