• Tokyo Magnitude 8.0 - 7





    Summer Evening Twilight

    İlk 6 bölümden sonra bir düşüş normaldir herhalde. Dizinin ilk sırıttığı bölümde açıkçası çok fazla bir olay olmaz, artçı şoklar devam eder, Yuuki'nin robot aşkı depreşir, Mirai'nin gıcıklık seviyesi düşerken serinin de kendini ilk yinelemesi bizleri bekliyordu. Mari'nin anemisi güzel bir detay ve önemli bir andı ama Yuuki'nin güneş çarpmasını açıkçası ben yemedim. Çocuk hem bitap şekilde yerlerde sürünüyor hem de her robot görüşünde yaldır yaldır koşturuyor. Mirai de armut topluyor sanırım.

    Kento isimli bir robotseverin seriye dahil edildiği bölümde bir arpa boyu yol alamayan üçlümüzün şimdi Yuuki'yi de kaybetme olasılığı belirdi. Senaryoda sıkışmalar da baş gösterdi. Sıkıldıkça birini hasta etmeye başlayacaklarsa sırada Mirai'nin feveranları var demektir ki bu da beni çileden çıkartabilir. Bunların yerine eve gidiş sürecine daha fazla odaklanıp karakterlerin gelişimlerine zaman ayırmaları gerekirdi. Sadece üç karakterin olduğu seride özdeşleşme istenmemesi olası değil, bu karakterleri tabii ki sevip onlara gıcık olacağız. Bittiğinde bizim birer parçamız olsunlar isteyeceğiz. Aksine, olaylarla oyalanmak karakterlerden de bizleri uzaklaştırıyor.

    Velhasıl serinin yeni bir meşgalesi oluverdi, ben de buna kızıyorum. Yuuki'nin sağlığı (belki de ölümü) gelecek bölümde bizleri epey uğraştıracak. Kısa bir seri olsa da bu tip taktikler beni soğutabiliyor bazen. Gerçi Tokyo Magnitude'den soğumam zor ama işte 1-2 bölüm flörtümüz devam etmeyecek gibi.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi