• Phantom: Requiem for the Phantom - 21





    Anger


    Elini çabuk tutan serilerin anlatacakları çok şey oluyor. Senaryolarına daha bir güven duymaya başlıyorsunuz. Projenin fikir aşamasında ortaya 1-2 fikir atıp onları 26 bölüm boyunca gevelemediklerini, her tempo düştüğünde seyirciyi 4-5 bölüm daha götürecek aksiyonu dayamayacaklarını anlıyorsunuz. Böyle serilerin sağlam bir duruşu oluyor. Phantom da böyle serilerden biri.

    Geçen bölümde Cal'ı gördükten sonra gelecek bölümde Cal-Elen kapışmasını izleyeceğimizi biliyoruz. Bu kadar çabuk gerçekleşiyor olaylar. Niye beklesin ki Cal? Yeni Cal'ın karakter gelişimini, sabırsızlığını, işleri bitirmedeki aceleciliğini ve hoyratlığını veren bölümde Scythe ve Reiji arasında yaşanan konuşma fırtına öncesi sessizliğin çok güzel bir örneğiydi. Bu Scythe kesinlikle öldürülecek, hem de Reiji tarafından. Bu fırsatı kimseye bırakmayacağı kesin. Olur da başka biri öldürmüşse diriltip yeniden öldürecek Scythe'ı. Scythe'ın kuyruk acısı onu bu 2 sene içerisinde ustaca çalışmaya ve eski itibarını kazanmasına sevketmiş. Şimdi Inferno içinde önemli bir yere sahip olmasının yanında McCunnen'in ayak oyunlarını kopyalayan karakter durumunda. Yakuzaları istediği gibi yönetip bir kukla gibi oynatıyor.

    Reiji'nin hayatında önemi olan iki kızın karşı karşıya geleceği sonraki bölümde dananın kuyruğu kopacaktır. Serinin 26 bölüm olacağı düşünülürse artık son ayına girmiş bulunmaktayız. Artık ağacın dalları, çiçekleri tek tek dökülmeye başlıyor. 2/3'lük kısmını çok beğendiğim seride son 3 bölümdür bir düşüş hissediyorum ama kalan bölümlerde yeniden tavan yapacağına inancımı henüz yitirmedim.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi