• Phantom: Requiem for the Phantom - 19





    Promise


    Tekrar bölümler can sıkıcıdır. Ben her hafta Phantom'un yeni bölümünün çıkacağı günü iple çekecek kadar seviyorum bu diziyi. Şimdiye kadar bana istediğimden de fazlasını verdi ama Ein'ın ölümünden sonra yaptığı tekrar kadar etkili olmadı bu seferki tekrar. Fakat bir tekrar (veya toparlama) olsa bile yapımcılar işi biliyor, yine çok kilit ve yeni bir konuyu finale yedirmeyi başarmışlar.

    Önceki tekrar gibi zaten izlediğimiz sahnelerden oluşan bir kolaj vermek yerine bu sefer aynı ortamda farklı diyalogları da barındıran bölümün anlatacak çok fazla olayı yok, finali dışında tabii. Elen ve Reiji (artık bu isimlerle) Meksika'ya göç ettiler. Arkalarında bıraktıklarını umursamadan gitmiş gibi görünseler de Reiji'nin yüreğine gömdüğü bir Cal trajedisi vardı. Lakin Cal tabii ki de ölmemiş. Tekrar bölümün farklı açılarla yaklaşımlarında bu önemli bilgiyi aldık ama serinin son düzlüğe girerken yapacaklarını da öğrendik. Cal'ın içine düşen ateşi harlayan #$!21 kurusu Scythe kızın yanında bir çakal gibi bitiverdi ve Ein ile yaşadığı kaybı hemen replase etme çalışmalarına başladı. Cal'ın bir intikam makinesine dönmesi artık Scythe'ın ellerinde.

    Seri şimdiye kadar "keşke şöyle olsa" dediğim her noktayı "aynen öyle" yaptığı için Cal'ın intikam senaryosunun bu seriye yakıştırdığım şeklini de önceden yazayım. Eğer bu da olursa seri sadece benim için çekilmiş gibi hissedeceğim ve tabii ki bir izleyici olarak en üst düzey keyfi alacağım: Cal eğitimini tamamladıktan sonra Reiji'nin peşine düşer ve Elen'i öldürür. Gözünü kan bürüyen Reiji de nasıl olur bilmem ama bir şekilde Cal'ı ve bittabii Scythe'ı öldürür. Ardından da ölene kadar içinde tutacağı bir pişmanlıkla ekrana veda eder. Ben de bir katilin anatomisinde katilin dramını izlemek gibi ender bulunacak bir fırsatı 6 ay boyunca takip etmiş olmanın mutluluğuyla bu seriyi baş ucuma koyarım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi