• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 20





    The Father Standing Before a Grave

    Yakından takip ettiğim seriler artık son virajlarına giriyorlar. FMA da geçişe bu bölümle başlamayı tercih etti ve çok da iyi yaptı. Hem de çok iyi bir bölümle bunu yaptı. Aksiyona boğulmuş bir FMA bölümünü bu seride görmek zaten çok zor. Seri geneline bakıldığında durağan ve diyalog tabanlı gitmeyi tercih etti. 26 bölüm olarak planlanması bunda önemli bir etken sayılabilir. Böyle bir kararın handikapları arasında yalapşap geçişlerle seyirciyi soğutmak bulunurken FMA: Brotherhood geçişler konusunda ilk seriden çok daha başarılı olduğunu bu bölümle bir kez daha kanıtlıyor.

    "6 bölüm kalmışken bu kadar ağır bir bölüm olur mu!" diyecek video film fanatiklerini görmezden gelerek bu bölümün içinde fırtınalar kopan konusundan biraz bahsedeyim. Babasını gören Ed ile Hohenheim arasında ufak bir konuşma geçti ve Ed buradan diriltmeye çalıştığı kişinin annesi olmayabileceğini öğrendi. Hohenheim'dan tiksinse bile içini kemiren bu şüpheyi temizlemek için dönüştürdüğü canlının mezarını açtı ve saç-kemik sağlamasını nineyle birlikte yaptı. Aldığı sonuç dehşet verici olduğu kadar umut vericiydi. Nasıl her ikisi de oluyor demeyin, izleyin.

    Ed geri döndükten sonra Al'a bu mevzulardan bahsetmesi ve gördüğü umudu kardeşine aktarması finalin gaz verici öğelerinden biriydi. Al vücuduna geri kavuşabilir çünkü Al henüz ölmedi. Bazen animeler hareketli çizgiler olmaktan çıkıp -hatta hareketsiz sahnelerle kalıp- senaryonun döktürüldüğü mecralar oluyor. İşte ben o zaman onları daha bir ayrı seviyorum. FMA: Brotherhood da kompakt bir seri olduğunu zaten böyle bölümlerle kanıtlamayı başarıyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi