• Fullmetal Alchemist: Brotherhood - 19





    The Death of the Undying


    Brotherhood böyle bölümlerle ilk seriden olan farkını ortaya koyacaktı ve bu sınavdan da alnının akıyla çıktı. Nedir bu bölümü hem bu seriden hem de ilk seriden ayıran? Kan, çok sert dövüş sahneleri, çocuklara göre kesinlikle olmayan düzeyde bir vahşet... Ama benim bu bölümde en çok hoşuma giden sürekli uygulanan kandırma taktiği oldu. Kimin kazandığını düşünsek o yenildi, yenildiğini zannettiğimizdeyse kazandı. Ed'i hiç göremedik derken bile bir sonraki bölüm için ümit verici bir finalde Ed karşımıza çıkıverdi.

    Geçen bölümde Gluttony ile Elizabeth burun buruna gelmiş ve El için ruhuna el fatiha okunacağını düşünmüştük. Bir homunculusun ateş ederek öldürülemeyeceğini bilmediğinden şarjöre yüklenen Elizabeth'in imdadına Mustang yetişir. "Ateş ederek öldüremezsin, ateşleyerek öldüreceksin" gibi berbat bir espri yapmadan Gluttony'yi püskürten Albay'ın homunculus tayfasıyla tek karşılaşması bu olmayacak. Yanlarına Barry'i de alan ekibimiz laboratuvara gidecek ve burada nefis bir dövüş yaşanacaktır. Mustang felsefe taşını görünce küçük dilini yutacak, Lust ise onun bu zaafından faydalanacaktır. Fakat bölüm o kadar tek sekans gibi gelir ki ben anlatıma burada son vereceğim.

    Bu kadar keyif veren başka bir bölümü olmamıştı Brotherhood'un. Temposu mükemmel ayarlanmış bölümde hem aksiyona doyduk hem de seri için kilit kırılma noktalarına şahit olduk. Lust'ın öleceğini bilmiyordum (en azından hatırlamıyordum). Gluttony acaba o kadar kolay mı mağlup oldu? Ed karşısında gördüğü babasının suratına hangi açıdan tükürecek? İlerleyen bölümlerde göreceğiz de Mustang ne marifetli adammış be!

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi