• Tokyo Magnitude 8.0 - 2





    The World is Broken

    İlk bölümdeki dileği gerçekleşen Mirai'nin dünyası yıkılırken içerde kalan kardeşi yüzünden kendi dünyası da başına yıkılmıştır. Ayak sürterek geldiği bu alışveriş merkezi/fuar alanı karışımlı yerden tam çıkmak üzereyken tuvalete giden kardeşini şimdi fellik fellik aramaktadır. Hem depremin verdiği korku hem de kardeşini bulamamak Mirai'de paniğe yol açar. İmdadına bir başka ebeveyn olan Mari Kusakabe yetişecektir.

    İkisi birlik olarak Yuuki'yi aramaya başlarlar ama depremin artçı şokları devam etmekte, sallanan yapılar bir bir çökmektedir. Mirai'nin deprem öncesi içinde büyüyen nefreti ve öfkesi şimdi paniğe ve korkuya yerini bırakmıştır. Bölüm bize de heyecan verir. Ölümden iki kere kıl payı kurtulan Mirai'nin başına bir şey gelmesinden biz de korkar, kardeşine ulaşıp ulaşamayacağını biz de merak ederiz. Bu açılardan seri böyle bıçak sırtı bir konuyu "izlettirme yetisi" bağlamında başarılı bir şekilde sunmaktadır.

    Bundan sonrası post-apokaliptik bir düzleme eli mahkûm girecek seride her şeyin hayal ürünü olduğundan ama yine de belli kaynaklardan yararlanıldığından söz ediliyor. Japon izleyiciler için olduğu kadar depremi deneyimlemiş başka milletlerden izleyiciler için de drama yönü ağır basan, muhtemelen yürek burkan anlarla dolu bir seri geliyor gibi.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi