• Phantom: Requiem for the Phantom - 16





    Confession


    Önceki bölümde bir anlık görünen Elen'in artık iyice dile geldiği ve aynı sekanstaki süresini uzattığı bölümde Cal ile Phantom arasındaki ilişkinin Leon-Mathilda ilişkisiyle olan flörtü daha da belirgenleşmeye başladı. Cal'ın sevecenliği ve Reiji'ye yürekten bağlanması Phantom'u da iç dünyasına bakmaya itti. Cal'ın bu kadar sorgusuz sualsiz bağlanması mafya dünyasına balıklama dalmasına yol açabilir ve Reiji'yi daha hazin sonlar da bekliyor olabilir çünkü artık işin içinde Elen ve Master Scythe da var.

    Master'ın detaylı planı işlemeye başladı ve meyvelerini bu bölümde ufaktan düşürdü gibi. McCunnen'in önceki bölümdeki suikast girişiminin faturasını Wisemel'e kesmesiyle güvenlerini kazandığı yakuzalar arkadan dönen dolapların farkında olmadan Master'ın tezgahına oturmuş durumdalar. Hele ki finalin en heyecanlı yerinde kesilmesi gelecek bölümde cereyan edecek olayların şimdiden bir habercisi oluverdi. Muhtemel bir çatışma bizleri bekliyor.

    Bölüm çoğunlukla Reiji-Cal arasındaki muhabbetle süresini doldururken bir yandan da bu ikilinin arasındaki bağları kuvvetlendirdi. Elen'in hortlamasıyla işler iyice kızışacağa benziyor. Yakuzaları avcunun içinde oynatan McCunnen avantajını yitirecek gibi ama Inferno içinde kazandığı pozisyon onun serideki yerini de iyice sağlamlaştıracağa benzer. Master'ın intikamı ise çok sessiz ve derinden geliyor. Phantom bile içindeki şüpheleri görmezden gelmeyi seçerek çok yanlış bir yola sapmışken Elen-Master ikilisinin Inferno'nun başına açacağı dertler henüz yeni başlıyor gibi.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi