• Phantom: Requiem for the Phantom - 14





    Surveillance


    Cal'ın eğitimi resmen başladı. Silahla ilk antrenmanına çıkan bu sevimli kızın Eastwood ve De Niro gibi gerçek hayattan iki kişinin film karakterlerine gönderme yaparak silahını ateşlemesi hem serinin inandırıcılığına artı bir puan hem de mizahi yönüne sağlam bir alt metin olarak bir avantaj yarattı. İlerleyen bölümlerde yine böyle referansları görmeyi gerçekten çok isterim.

    Tabii bölümün finali ayrı bir şok etkisi... Bu ihtimalden bahsediliyordu ama gerçeğe dönüşeceği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Öte yandan görünen kişinin çok sözü edilen Drei (Üç) karakteri olabilme ihtimali de yüksek. Bizler gibi Reiji de kafasında bu sorularla boğuşadursun McCunnen karısının bu bölümde artık adı konan bir şekilde onu olta niyetine sallandırmasına nasıl olup da karşı çıkmadığı aslında sevgili Phantom'umuzun piyonlaştığının da delaleti oldu. Şimdi roller eski rutine döndü, karakterler değişti sadece. Reiji Phantom olduktan sonra Ein'a dönüştü ve yanında Cal isminde bir Zwei aldı. Master Scythe denen kılçık adamın yerini de McCunnen karısı aldı. Ve fakat rollerini kaybeden karakterler de seriye bu bölümde tekrar teşrif etti.

    Önceki bölümde kokain alışverişini bozan meçhul katilin de kim olduğunu anlamış olduk. Ein'a çok benzeyen, bu bölümdeki ustalıklı ustura cinayetini işleyen, Phantom'un hiç olmamış rakibi konumuna giren bir kadın. Av ve avcı yer değiştirebilir. Bu seri daha nereye kadar coşabilir?

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi