• CANAAN - 1





    Crimson Shanghai

    Neredeyse iki aydan uzun bir süredir beklediğim CANAAN başladı. 13 bölümlük bu serinin ilk bölümü de beklentilerimi karşılayan nitelikte bol aksiyonlu, ilginç bir tema etrafında dönen, serinin sacayaklarını oluşturan birçok karakterin etrafında şekillenen iyi bir pilot bölümdü. OP ve ED konusunda öyle ahım şahım bir şarkıyla karşılaşmadım. Giriş şarkısı fena değil. Gaz veren modda gitar riflerinin atıldığı, ara ara İngilizce sözlerin bulunduğu, aslında çok da yabancısı olmadığımız melodilerle bezeli bir şarkıydı. Kapanış şarkısıysa tahmin edileceği üzere açılışın tam bir tezatı, ağır tempolu bir müzikten ibaretti.

    Synesthesia adı verilen mutanların (şimdilik mutant diyelim, ne oldukları meçhul) olayı aynı anda 5 duyularını da kullanabilmeleridir ama ilk bölümde gördüğümüz kadarıyla bunu başarıyla uygulayabilen tek kişi Canaan isimli başrol aktrisimizdir. Diğerleri kafalarında kocaman maskelerle en azından görme, duyma, tat almai koklama duyularını nispeten kısmayı başarırlarken insanların arasında dokunma duyularını da kullanmamaya çalışarak kaçışmaktadırlar. Tabii yine kötü adamlar da bunların peşindedir ve maskelerini çıkarttıkları bu elemanların vahşice ölmelerini izlerler. Bir anda tüm duyuları çalışan synestesialar çıldırmakta, akıllarını yitirip kısa bir nöbetten sonra hakkın rahmetine kavuşmaktadırlar. Canaan ise festival alanında birileriyle çatışmaktadır ama kim olduklarını henüz bilmemekteyizdir.

    İlk bölüm konu anlamında gayet yoğun ve karışıktı. Canaan'ın kim olduğunu kesin, kötülerin kim olduklarını ise muhtemelen öğrenmiş olduk. Bir de çok tehlikeli bir katilmiş gibi etrafında 32435 korumayla dolaşan bir hatun var ki o da ilerleyen bölümlerde rayından çıkıp iyi-kötü taraflarından birine geçecek herhalde.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi