• Guin Saga - 8





    Meeting with the Wolf


    Bu seri gitgide epikleşiyor. Nospherus Savaşı'nı bitirmeye niyetli olmadıkları bu bölümle anlaşıldı. Bitirmek bir kenara dursun iyice ağırdan alarak, sindire sindire anlatarak ilerliyorlar. Bu bölüm savaşın mola verdiği, iki tarafın da stratejileri üzerinde çalıştığı, masa başı işlerin ön planda olduğu bir bölümmüş gibi görünse de Guin'in başka diyarlara olan seyahati sırasında yaşadıkları ve sonucunda bulduğu Lagon ruhu, Mongol ordusuna sızmayı başaran Istavan'ın hinliklerinin yanında serinin uzun vade planlarından birini de, Istavan'ın gerçek kimliğini de inceden hissettiriyordu. Yani yukarıda hiçbir şey dönmüyormuş gibi görünürken arka planda ilerisi için onlarca temel atılıp hazırlık yapılıyordu.

    Ben savaşı aceleye getireceklerini veya bir an önce sonlandırmaya çalışacaklarını sanarken senaristler iyice rahat takılıp başka bir dala atlamayı başardılar. Aslında bu rahatlıkları seyirciye de öylesine bir huzur veriyor ki. "Daha önümüzde alınacak çok yol var, hepsi sırayla" demektir Guin'i savaş halindeyken ayrı bir serüvene yollamak. Üstelik bu serüveni de yarım bölüme yayacak kadar cesur olmak, sırf aksiyona sığınmayıp Mongol ordusunu da kurguya dahil edip hikayeyi çift taraflı ilerletmek gerçekten takdire şayan. Guin Saga uzun olacak ve hep daha uzaması istenecek bir seri olma yolunda ilerliyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi