• Dogs: Stray Dogs Howling in the Dark - 2




    Gun Smoker

    İkinci bölüm ise ilkinin aksine son derece tempolu ve koşuşturmacalı, aksiyon ve mizah (hatta chibi) dolu, eğlenceli bir bölümdü. Genova'ya benzeyen kısa aralıklı sokaklarda başlayan koşturma hemen akabinde çatıda devam ederken neredeyse asla son bulmuyor ve bölüm sonuna kadar zinde kalmayı başarıyordu. Mafya adamlarından kaçan sigara tiryakisi Badou ufak kaçamakları fotoğraflayıp bunları müşterilerine satan bir nevi dedektif ama aslında paparazzi bozması bir zibididir. Sağ gözünün üstündeki korsan bandı mazisiyle ilgili ipucu verse de bölüm içinde bundan hiç söz edilmez. Badou kaçar mafya kovalar. Badou'nun sigarası biter ve yeminini bozar.



    Dogs ile ilk tanışıklığını bu iki OVA üzerinden yapan benim için doğrusu bu bölüm ilk bölümdekinin tamamen aksine eğlen-geç tarzı bir anlatımla Badou'nun -belki de- sıradan bir gününü anlatıyordu. Bir kaçamağı fotoğraflayacağım derken hiç görmemesi gereken başka bir sahneye tanık olan bitirim delikanlı hem mafyadan kaçar hem de başına vuran sigarasızlıkla debelenir. Bu bölümde kafe tarzı mekan taranırken yapılan espri harikaydı. Ben Badou'yu Mihai kadar sevmedim, mangayı okuyan herkesin sevgilisiymiş bu çocuk ama neden bilinmez benim kanım ısınmadı. Badou'nun telefonda konuşup Heine diye hitap ettiği soğuk bakışlı elemanı ve kafeden çıkarken arkasından azıcık görebildiğimiz hüzünlü kızcağız Naoto'yu da kalan diğer iki OVAda izleme şansına erişeceğiz.



    Tahminim o ki her dört karakterin de kendilerine has silahları ve davranışları olduğunu görecek ve ikinci bölümle başlayan birleşmelerin ya da dayanışmaların diğer bölümlere de sirayet ettiğine tanık olacağız. Bu tür serilerden gözümde en tepede olanı Black Lagoon'u sevenler Dogs'u da kesin seveceklerdir. İkisi çok farklı kulvarlarda (Seri-OVA) yarışıyor olsalar da stilize şiddet konusunda aynı çizgide ilerledikleri ve ustalıklı aksiyon sahneleriyle seyirciyi doyurdukları da aşikar.



    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi