• 07-Ghost - 10





    That Is But One Form of Atonement


    Bir tanecik Mikage'sinin ölümünün ağırlığıyla boğuşan Teito çok depresif emo tripleri atarak ortalarda dolaşırken niyetini açıklar ve orduyla tek başına savaşmak için kiliseyi terk edeceğini söyler. Evhamlanan keşişler onu bu kararından vazgeçirmeye çalışsalar da nafile, çocuk bildiğini okumakta ısrar eder. Yine de öfkeyle kalkan zararla oturur ama Teito Türk atasözlerinden bihaberdir tabii.

    Seri pek beklediğim gibi gelişmiyor. İyi-kötü savaşına yeni bir soluk kazandıracağını düşündüğüm ve iyilerin azrail, kötülerin melek gibi görünümleriyle de iyice heyecanlandıran seri maalesef Teito ile Mikage'nin dostlukları, Teito'nun içindeki Göz ve çocuğun yaşadığı ardı arkası gelmek bilmeyen tereddütlerle feci şekilde vakit kaybettiriyor. 10 bölüm geçmesine rağmen hala konu kurma çabaları çok dolgun bir seri olacağının değil, açıkçasıçok oyalanan bir seri olacağının göstergesi. Shangri-La'daki durum da yok burada. O seride bölümler çok yavaş ilerlese de bir şekilde ileriye doğru adımlar atılıyor ama 07-Ghost bazı bölümlerde öylesine çakılı kalıyor ki yerine sanki izledikten sonra bile izlememiş hissi veriyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi