• Shangri-La - 5





    Crazy Hurricane


    Akihabara'daki alışverişlerinin sonuna yaklaşan Kuniko ile sadık bekçisi Momoko avare vaziyette kenti turlarken karşılarına çıkan sima onlara çok tanıdık gelir. Bu kişi ilk bölümde Kuniko'nun cenk eylediği asker Kunihito Kusanagi'dir. Ordunun bile bu karaborsa kentte görülecek işleri vardır.

    Kuniko 3 manyak mucidin mekanında takılırken sanal bir ortamda kendini bulur. Burada elindeki oyuncağı denedikten sonra amaçsızca gezinirken kentin gözetleme sisteminden etrafı rontlar. Lakin yalnız değildir: Karin ile ayıcığı da aynı ağlarda gözetleme görevindedir. Karin ile Kuniko ilk kez yüz yüze gelir.

    Kuniko ile asker Kunihito arasında bir yakınlaşma olur. Dolu yağmuru sırasında (ki kallavi yağdı be!) saklanacak bir delik ararken ikisi de Kuniko Atlas hakkında kafasındaki neredeyse tüm soruları sorar. Atlas'ın ormanları ve ekolojik dengesi Tokyo'yu korumaktadır ancak popülasyon arttırımı bu dengeyi yok edecektir. Bildik teraneleri sıkan Kunihito henüz bizim hatunun planından bihaberdir.

    Hâlâ iki ileri bir geri ilerliyoruz. Seriyi bırakma gibi bir niyetim yok ama insan pilot bölümdeki aksiyonu tekrar yaşayacağını zannediyor. Ağzımıza bir parmak bal çalıp sonrasında konuyu örme çabaları henüz devam ediyor. Böyle güzel çizimlerin yanına post-apokaliptik motifleri ekleyince de Shangri-La kendini öyle ya da böyle izlettiriyor haliyle.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi