• Shangri-La - 4





    Neo-Akihabara

    Atlas biletini cebine koyan Miko anında Leydi Mikuni'nin hizmetkârları arasına girmiş ve hatta favori hizmetkârı oluvermiştir. Annelik görevi üstlendiğini zanneden Miko'nun ağzından çıkan sözlerle bir çam devrilir ama Mikuni'nin annesi hakkında da önemli bir bilgi bizlerle paylaşılmış olur.

    Atlas'ı gördükten sonra herkesin orada yaşaması gerektiğini düşünen Kuniko ise depresyona girmiş, Duomo'da oradan oraya savrulmaktadır. Ancak bu durumdan çıkmak için bir çözüm de bulmuş ve bunu Metal-age'in ileri gelenlerine sunmuştur. Bu çözümse Graphite isimli maddenin Akihabara adı verilen karaborsada satışından gelecek paradır. Biz burada Shangri-La dünyasının farklı bölgelerine göz atma şansı buluruz. Ulaşım deniz yoluyla gerçekleşmekte, Akihabara'da polisler rüşvet yemekte, her türlü kanunsuz iş layıkıyla yerine getirilebilmektedir.

    Leydi Ryoko ile Mikuni arasındaki bağlantıyı da nihayet öğrenmiş oluruz. Ryoko'nun bir üst makamı pozisyonundaki Mikuni önüne kadar gelen işçilere sultan misali emirler vermekte, kendisini eğlendirmelerini istemektedir. Mikuni kraliçeyse Ryoko ise vezir gibi bir şeydir. Karin isimli küçük veletle arkadaşlarıysa paralarına para katmakla meşgulken MEDUSA ile aynı özelliklere sahip Graphite'in farkına varır ve hemen önlem almak isterler.

    Serinin anlatım hızı gerçekten çok yavaş. Bu bir handikap olarak görülmek zorunda değil ama temposunun haftada bir izleme motivasyonunu düşürdüğü söylenebilir. Karakterlerin her birinin ayrı bir tip olması mizah yönünü kuvvetlendirdiği gibi çeşitliliği de genişletmekte. Çizimleri çok renkli post-apokaliptik bir seri. Kendine bulduğu karbon konusuyla da bahar sezonunun içinde ayrı bir yer açacak gibi görünüyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi