• Kurokami The Animation - 15





    Shinra


    İkame olduğu ve itibar görmek istediği için Akane'yi öldürmek isteyen Yuki bu cesareti bir türlü kendisinde bulamaz. Zaten Kuraki de o anda odaya dalar ve bir tokatta Yuki'yi safdışı eder.

    Bu sırada Akane'yi bulmak için binayı turlayan Kuro ile Keita da eski bir tanıdığı rastlarlar. Shinra isimli bu herif de bir Mototsumitama'dır ve Kaionji Grubu'ndaki Tera'sı en güçlü olan partneri kendine seçmiştir. Önce Yakumo sonra da Kuro sırayla herife dalarlar ama adam onlara bir gömlek üstün gelir. Neyse ki Keita'nın bir çözümü vardır. Kuro çok sevgili köpeciği PuniPuni'ye, Keita ise yıllar yılı kendisine bakan Akane'ye kavuşur ama bu hasret bitimi fazla uzun sürmez.

    Master Root'u ile yüz yüze gelen Yuki ise kendi sonunu hazırlamıştır bir nevi.

    İkinci sezonda (artık böyle demek gerekiyor) bir parça daha "eşitlik" kavramı etrafını oymaya çalışan seri yine de kendi absürtlüklerinden feragat etmeden ilerlemekte. Karakter gelişiminde artık ilerleyecek bir nokta kalmadığı için olaylara yoğunluk veriliyor. Gerçi yine de her bölüm 4-5 dakikalık dövüş sahneleriyle doldurulmuş durumda. Dram ve felsefe yönlerine biraz daha ağırlık verse de seri önüne gelen birçok fırsatı farklı şekillerde ve derinliğini fazla deşmeden anlatmayı seçmiş. Başladık bir kere, sonunu getireceğiz el mahkum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi